<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=14954967&amp;blogName=Her+%C4%B0nsan+Ba%C5%9Fka+Bir+Alemdir.&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fardiye.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fardiye.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>

15 Ağustos 2006

Vasiyet

...bu posta beni düşündürdü, zatende ki
düşündüğüm bir konu üzerine düşündürdü
açıkcası.

Çevremizdeki insanlar hep bize birilerini
örnek gösterirler, ya da kendilerini elbette;
çevrelerinde örnek bulamadıkları için
kendilerini referans alan kimselerdir böyleleri.

Şöyle ol, böyle ol, şunu yap, bunu yapma
şeklinde sürekli bir tavsiye rüzgarı estirirler.

Hadi annemiz babamız bize bu şekilde
davranıyorlar (davransınlar haklarıdır
bir noktaya kadar), fakat sokağa
çıktığımızda çevremizde bulunan
kimseleri de bize bu şekilde davranıyor
olarak bulduğumuzda, artık nefes alamaz
şekilde bunaldığımızı hissediyoruz.

Bir de gelen yönlendirmelere mukavemet
gösteremiyor, kendimizi savunamıyorsak
yandık ki yandık.

Elde değil, nefs insana yaptığını hoş gösteriyor,
ve bizler ne hal üzere yaşıyorsak o yolu doğru
biliyoruz.

Acaba gerçekten de doğru olanı mı yapıyoruz?!

İşte bu soru kendimizi sorgulamamız gerektiği
sinyalini veriyor bize, vermeli de; zira
içinde yaşadığımız toplum bizi kabul görmüyor.

Dostlarımız bizde, kendimizde göremediğimiz
problemler görüyorlar.

Kendimizi sorgulamayalım mı biraz olsun.

Nihayetinde bu sorgulama sürecinin de bir edebi
vardır; illaki yanlış yolda olan kimse belki de
siz değilsinizdir.

Bakın burada, diğer bir şık bizi bekliyor.

Savunma!

Topu tüfeği alıp insanlık değerlerimizi
savunacak değiliz elbette; susmak bile
bir cevaptır muhatap konumundaki anlayan
kimse için.

İkinci şık gerçekten de pek mühimdir.

Neden?

Bir birey olarak insan özgür bir varlıktır,
ve ancak ancak kendi yaptıklarından
yine kendisi sorumludur.

Hiç kimse sen de şöyle yaparak yanlış
yapıyorsun diye zorlamada bulunamaz;
tabi ki tavsiyeler olacaktır, lakin yine de
insan kendi inandığı değerlere sıkı sıkıya
bağlanmalıdır. Aksi halde, her gelen o kimsede
bir yanlış bulacaktır muhakkak; böyle bir halde
bu kimse sürekli değişmeli midir?!

İşte görülmesi gereken bir tehlike. Her ne kadar
kişi kendisini içinde bulunduğu topluma göre
sorgulayacak olsa da; benliğini, hilkatini yaşamak
adına vazgeçilmez değer yargılarınıa da sahip olmalıdır.

Bu değer yargılarının nasıl savunulabileceğini de
söyleyebilirim size, tabi kendi aciz aklımızla.

Bediüzzaman'ın meşhur bir sözü vardır ki, kulaktan
kulağa yayılmış ve kendisine gönüllerde market
bulmuştur.

Bu söz şöyle der:

"Evet hakiki imanı elde eden adam kainata meydan
okuyabilir ve imanın kuvvetine göre hadisatın tazyikatından
kurtulabilir." Bediüzzaman Said Nursi

Ben bu sözün kalbime yazdım, ve beni eleştiren her kim
olursa; eleştirisinin haklı yönünü tahlil eder, eğer akla mantığa
hitap etmiyorsa eleştiri, mevcut değerlerimden vazgeçmediğim
gibi inançlarıma sıkı sıkıya sarılırım ve hatta kökü daha da
sağlamlaştırmak adına okur araştırır, sorup soruştururum.

Yine aynı şekilde insan, yakın çevresinde gördüğü yanlışlıklara
karşı da bir tavuk gibi pısmamalı; aman banane dememeli;
bana dokunmayan yılan bin yaşasın diye düşünmemeli ve
belki alemleri karşısına alma pahasına doğru olanı anlatmalı,
asla da susmamalıdır.

Görüyorsunuz ki, bir kısır döngü çıktı ortaya.

Çevre, bireye inancını dayatma yolu ile kabul ettirme
konusunda azimli, ve birey de dayatmaya mahkum
olmamak adına kendisini savunmaya azimli.

Bu duruma bir çare bulunmalı.

Her iki tarafı da aklı ön planda tutmaya davet
etmekten başka bir öneri çözüm yolu aklıma
gelmiyor.

Muhakkak, bir orta yol vardır; doğal olarak
toplumu oluşturan bir bir insanlar ise; toplum da
işte bu her bir insanın değerlerine inançlarına
karşı saygı duymalıdır, olup biteni benimsemiyor
olsa dahi başını öne eğip susmasını bilmelidir
yerine göre.

Denizin yolunu tutmak isteyen insana laf
söylenebilecek olsa da, temennim odur ki
hiç kimse önüne geçmesin.

Bu bir öneridir tabi, hiç kimsenin hakikati
bulamamış bir halde mutsuz yaşamasını
istemem ve kötülüğüne duâcı olmam
asıl olarak.

İş bu hesapta, eğer birileri beni denizin yolunu
tutmuş bir halde görmekte ise, vasiyetim olsun;
kolumdan tutup iki tokat asılsın suratıma,
belki olur ya uyanırım ümidimle...

Kâzım Mızrak

http://www.blogcu.com/gozgumisali/934049/

Kul Hakkını Her Daim Gözetebiliyor muyuz?!

Merhaba Muhterem İnsan,

Bloğunuzun bağlantı adresleri bölümünde "Blog İnsanları" ibaresi altında ismimize yer vermişsiniz.

Nezâket gösterme nazarında memnuniyetimizi ifade etmek isteriz öncelikle.

Lâkin "Blog İnsanları" şeklinde bir ibare ile (farkında olarak ya da olmayarak) bize tasvip etmediğimiz bir sıfatı lâyık görmüş olmanız hoşnut kalmadığımız bir durumdur.

Biliniz ki bu durumdan şikayetciyizdir..

Bir ricâ olarak ifadenin değiştirilmesini öneriyorum, mesela genel olarak kullanılan bir ifade olan "Bloglar Âlemi" ibaresini kullanabilirsiniz.

Aksi halde; özgün olsun diye veya başka bir düşünce ile kullandığınız "Blog İnsanları" ibaresi altında ismimizin bulunmamasını oradan silinmesini ricâ ederim.

Bu ricâmız kabul görülmez mahiyette ise, bağlantı adresimizi oraya ekleme talebiniz de kabul görebilecek değere hiç sahip olmayacaktır.

Eğer konu hakkında istişare etmek isterseniz sizi dinlerim, en doğru olabileceğini düşündüğümüze ulaşırız; ya da bize sormadan kendi bildiğinizi okuyun, ki bu hâlde bizi ilgilendiren bir mevzûda hakkımızı korumamış olursunuz..

Saygılarımla.

Kâzım Mızrak

***

.:.: Dip Not :.:.

Bu yazı özellikle "Keyifli Yazmak" konusu altında kaleme alınmıştır, zira yazımızın içerik ile alâkalı olabileceğine kanâat getirmiştik.

http://insanlikhalleri.blogspot.com/2006/08/keyifli-yazmak.html

12 Ağustos 2006

Bilir Kişi Olarak Yeni Şablona Yorum.

...hayırlı olsun İbn-i Sina,

Eskiye nazaran pek güzel olmuş; lâkin arka fon rengi iç karartıcı diye düşünüyorum, yazıların okunmasını da zorlaştırıyor, benim favorim beyaz renkten yana.

Zamanla zenginleşir blog, o zaman arka plan rengi de göze batmaz olur heralde.

Ya da yeni bir şablon daha mı iyi olur yoksa, diye düşünüyorum açıkcası.

Değerlendirmemi anlayışla karşılayın lütfen, bilir kişi olarak acizane kişisel bakış açımı paylaşıyorum..

Diğer yönden, tasarımda şakafattan uzak durulmuş olması dikkatimi çekti; işlevsellikten uzak jan janlı resimler ile dolu şablonlar dengemi alt üst ediyor.

Hem hani bu bloğun Stat Counter'ı?

Tez elden bir Stat Counter hesabı açmanız icâb ediyor kanaatimce.

İyi çalışmalar dilerim, baret kullanmayı da ihmâl etmeyin derim..

.:.: Bağlantı :.:.

http://www.statcounter.com/

http://kervansaray2006.blogspot.com/2006/08/penceremden-bakiyorum.html

07 Ağustos 2006

Yalnızlıkta Şöhret Vardır, Şöhret ise Âfettir.

"Kalbe zarar olanı ne azimle arar, ve de isteriz."

K. Mızrak

***

Günlerdedir düşünüyorum,
bloğunuzdaki linklerde adım
yalnız duruyor; vicdanım beni
rahat bırakmıyor.

Beni arkadaşlarım linkine
aktarın, orası benim için daha
münasip.

***

Tasavvuf ehli tavsiye buyuruyor:

"Yalnızlıkta şöhret vardır,
şöhret ise âfettir."

Hâl böyle olunca insan toplum
içersinde göz önünde olmaktan
geri durmalıdır.

Bizim de ismimiz bu blogda pek
dikkat çeken bir yerde.

Rica ediyorum, ismimizi ya olduğu
yerden silin ya da diğer linklerin
yanına yazın.

Hatta öneride bulunabilirim, "HAN573"
ile "ustaplan" isimli linkler arasına,
"Mızrak" şeklinde bağlantı verebilirsiniz.

Şöyle bir isteğim daha var, eğer arkadaşlarım
linkindeki bütün isimleri büyük harfle
başlatmazsanız, benim linkin ilk harfi de
küçük olmalı.

Belki bundan böyle rahat eder,
sükût bulurum.

***

Yukardaki yazınız beni ziyadesiyle
duygulandırdı, yaşadıklarım geldi aklıma,
elemli ayrılıklar.

Zerre kadar muhalefet etmeden, ben de
konuya dair düşüncemi ifade etmeyi
dilemekteyim.

Böylesi duygu düşünce birikintileri,
bir avuç suda insanın boğulmasına
sebep olabilir cinstendir; zira akıl ve
kalp tek bir uğurda yaşar; o da Rabbine
iltica edebilmektir. Gayrı hevesler, özlemler
aldanılmışlıktır hiledir yalandır.

Yaşarken ölebilmeli insan, Şeb-i Arûs
vaktini yaşayabilmeli. Bu yolun da bir
düsturu vardır..

Terki Dünya (Dünyayi Terk)
Terki Ukba (Öteki Dünyayi Terk)
Terki Hest (Duygulari, Hisleri Terk)
Terki Terk (Terk Ettiklerini Unutacak Kadar Terk)

Konu hakkında düşünüldüğünde;
dünya yaşantısında ne gelenin
bir değeri olduğu, ne de gidenin
bir önemi olduğu görülür.

Herşey fani, bugün var yarın yok..

.:.: Bağlantı :.:.

http://www.shedai.net/html/islam.html

***

İnsana bilmediğini öğreten Allah,
Adem'e konuşabilmesi için dil verdi;
ya dil ne işe yarıyordu?

Konuşmak durduk yere olmadı.
Zira, dili veren, Adem'i konuşabilecek
bir mahluk olarak tasarlamıştı..

http://www.blogcu.com/gozgumisali/902806/

05 Ağustos 2006

Nasıl Bir Tevhid İnancı..

"Bu kısım tevhid sahibleri, her şeyin üstünde Cenâb-ı Hakk'ın sikkesini görür ve her şeyin cebhesinde bulunan mührünü, damgasını okur."

@ Cenk Ünal

Merhaba sayın Ünal, benim yaklaşım tarzım da bu açıdan, inşâallah bir yanlışda değilizdir.

Akıl ve mantık böyle kabul ediyor, diğer düşünce sanki maddeyi Allah'ın dışanda gibi tasavvur etmesi yönüyle tehlike arzediyor.

Oysa madde ya da mana hepten Allah'tan gelmiştir, ben bu şekilde bir sonuca ulaşabildim.

İnancın yaşanması hususunda eksikliklerim var tabi, bu durumu düşündüğüm vakit "umutsa" diyor ve kendimi zamanın kollarına bırakıyorum acizane.

Zamandaki yolculuğumuz da, bir gün son demine erişecektir hayırlısıyla, bekliyoruz..

http://cenkunal.blogspot.com/2006/08/cumaniz-mbarek-olsun.html

Çernobil Felaketi

Gerçekten de gülünecek bir manzara,
hep bir geçmişi arayış var hayatımızda.

Yaşlanıyoruz, besbelli..

Aklıma Çernobil felaketi geldi,
o yıllarda ben İskenderun'da
yaşıyordum ve İlkokul öğrencisiydim.

Bize hergün Fiskobirlik paketleri
içersinde fındık verirlerdi.

Ben çok sevinirdim, ne büyük
bir devletimiz var; yavrularını
nasıl da düşünüyor diye.

Sonraları öğrendim ki,
Ukrayna'da nükleer reaktör
infilak etmiş; Karadeniz, radyasyona
maruz kalmış yağmurlara teslim olmuş.

Fındık ihracatı balta yemiş, bu radyasyonlu
fındıklar da memleketimizde kalmış..

Sağolsunlar, biz de yedik; çok lezzetliydiler,
radyoaktivitenin de vazgeçilmez bir tadı var.

Şükürler olsun, gördüğüm kadarıyla
bir yan etkisi olmadı yediğim fındıkların;
muhtemelen dozajı düşüktü radyasyon
bakımından.

Yine de yazıklar olsun dedirtiyor insana,
bu tür oldu bitti hadiseler.

Burası Türkiye klişesi boş değil,
Türk olmaya utanıyorum
bazen; bu insanlara çok belayı reva
görüyorum ya, Allah bana
Anadolu'da yer yurt vermiş,
ne haliniz varsa görün diyerek
gitmek de olmuyor.

- Rabbim, messul olmadığımız
belaları bizden ırak eyle. Messul
olduklarımızda bana aynı acı ve
sıkıntıyı yaşat; ki hatamı anlayabileyim,
vicdanen mahlukatına çektirdiğim
çilenin bedelini ödeyebileyim.

Rahman ve Rahim olan sensin,
Estağfirullah..

# Çernobil Felaketi 1986 yılında
olmuştur.

.:.: Bağlantı :.:.

http://arkabahce.ada.net.tr/proje/gpeace/cernobil.html

http://www.blogcu.com/gozgumisali/883293/

02 Ağustos 2006

Aşkın da Bir Edebi Varmış

Merhaba Tahin,

Şu beyit çok hoşuma gitti; bloğuma bırakılmış, burada paylaşmalıyım diye düşündüm.

Hem konumuzla da alakalı gibi,

"Yâr ile hem-halvet ol cisminde, cânın duymasın. Hâlet-i aşkı hikâyet kıl, zebânın duymasın."

Hayâlî

***

Muhterem şöyle yorumlamış,

"yani: Sevgiliyle yapayalnız kal, vücudunda canın duymasın; aşk halini anlat, dilin bile duymasın."

***

..bana anlamlı geldi Hayâlî'nin sözleri; sözde aşık olup aşık usandırmak ve sevgiyi sevmeye küstürmek yok mu!?

Ah ben, ahh bennn :-)

http://kervansaray2006.blogspot.com/2006/07/mecnunun-endiesi.html

31 Temmuz 2006

Leyla ile Mecnun

Mecnun'un, Leyla diye sevdiği madde değil diye biliyorum.

Bir de marifetmiş gibi televizyon filimleri yaptılar, güya Mecnun bir kadına aşık oluyor.

Gençliğimi yakan da bu tür filmler oldu, acaba dedim böyle bir aşk var mıdır?

Öğrendim kadarıyla, yokmuş.

Bu konuyla ilgili topluma mâl olmuş bir söz de vardır:

"Leyladan geçme faslındayım,
Mevlayı bulma yolarında..."


der..

http://kervansaray2006.blogspot.com/2006/07/mecnunun-endiesi.html

30 Temmuz 2006

Sükût İkrardan Gelir

Bu site esas olarak şu link ile başlamıştı.

Server yoğun olduğu için zaman zaman ulaşılamıyordu, verdiğiniz bağlantı adresi süratle açılıyor.

http://fromisraeltolebanon.info/

Tespitimi burada paylaşmış olayım.

Savaş hakkında yorum yapmıyor olmam yadırganmasın, yanlış diyorum; İsrail azgınlığının kurbanı olacak bir gün, sözü uzatmayacağım..

***

Amerikanın desteklemiyor olduğunu söyleyenler, sükûtun ikrar anlamına geldiğini düşünsünler.

Amerika İsrail'i bir uşak gibi kullanıyor Ortadoğuda, karşılıklı çıkar ittifakı!

http://tvfkylmz.blogspot.com/2006/07/amerika-destekliyor-israil-vuruyor.html

29 Temmuz 2006

Geride Kalanlardan

...kendimi düşündüm bu yazıyı okumakla beraber, hepsine de Allah'tan rahmet diliyorum.

Ölüp giden ben olsaydım, böyle bir beklenti içersinde olurdum geride kalanlardan.

http://alikahya.blogspot.com/2006/07/ya-kalanlar.html

Tok, Açın Halinden Anlamıyor ki.

@ Chihiro

Peki, birbirimizi ikna etmek durumunda değiliz ki, sizi öyle anlayalım.

Yorumunuzdan esinlendim; ben de, dünyanın ben olduğunu söylüyorum.

Gülersem dünya gülüyor, ağlarsam dünya ağlıyor, acıkırsam dünya acıkıyor, ölürsem bütün dünya ölüyor..

Tok açın halinden anlamaz diye boşuna dememişler, ayrı dünyaların insaları birbirlerini anlamazlar.

Biraz akıl oyunu ile, herşey istediğimiz gibi olabiliyor.

Eğer kişi İsrail'in Lübnan'ı işgal etmesini zihninde yer verir de olay hakkında düşünürse, işte dünyası orası oluyor.

Eğer, ben tokum bana dokunmayan yılan bin yaşasın derse dünyası burası oluyor.

Bir söz vardır, her insan ayrı bir alemdir, her insan ayrı bir dünyadır; o bağlamda konuşuyordum.

Şimdi savaştan uzak bir yerde müzik dinliyorum, iki saat sonra oraya gideceğim; ışığı söndürüp karanlığa karşı gözlerimi kapattığımda...


@ Hale

İnşâallah, kalbinizdeki güzellileri sevdiklerinizle paylaşabilir ve onları da mutlu edersiniz; sizinle mutluluğu yaşamak isteyenler vardır çevrenizde.

Aileniz örneğin..

Ailem ile beraberken mutlu değilim, ama doğru olan sözü söylüyorum işte.

Ben de az buçuk gayret ediyorum ailemin yanındeyken neşeli olmaya, fakat bişeyler eksik aile bağlarımızda; tartışma ağırlıklı iletişim hakim.

Yine de siz bildiğiniz yoldan gidin bakmayın bize, konuşurken kendimize ders çıkarmaya çalışıyoruz acizane...

http://opordace.blogspot.com/2006/07/ok-uzun-zaman-oldu-oldu-yazmayal.html

28 Temmuz 2006

İnandığı Gibi Yaşayamayan Toplum

...gençliğin durumu içler acısı, yetişkinler de keza öyle; insanlar kendi türüne zarar vererek yaşıyorlar.

Ben de bu yaşam kavgası içersinde, artık umursamamaya başladım gördüğüm olumsuzlukları; bu daha da kahredici.

Hani insan inandığı gibi yaşamazsa, yaşadığı gibi inanmaya başlar derler ya...

Sadece kendim için bir kurtuluş istemiyorum ben, bütün bir toplum olarak ayağa kalkmalıyız düştüğümüz bu çukurdan.

Endişeliyim açıkcası.

Aynı Sayfa, yorumun beni düşüncelere saldı; bloğuna da bir yorum bıraktım konuya dair..

Herkesin inandığı gibi yaşayabilmesini, diliyorum; emin olduğum şey şu çünkü:

İnsan iyiyi güzeli arıyor, kötülüğü ve çirkinliği değil.

http://mecburiistikamet.blogspot.com/2006/07/izdiva-meselesi-furkan-74.html

26 Temmuz 2006

Zalim Olanlar İçin Yaşasın mı Cehennem?!

Bu söz Said Nursi'ye ait sanırım; kendisi sahip çıkıyor mu acaba diye merak ediyorum bu söze.

Olur ya her insan yaşam serüveninde bir takım hata ve yanlışlar yapmıştır; sonradan duyduğunda hoşuna gitmeyeceği sözler söylemiştir.

Bu sözü zaman zaman duyuyorum bloglarda, özellikle de sizden; bir kaç yerde gördüğümü anımsıyorum.

Bağışlayın, hiç hoşuma gitmiyor bu durum; zira ben bir türlü bu sözü sindiremedim.

Allah'ın yarattığı mahlukun, vaadedilen ateşte yanması için hangi müslümanım diyen gönül böyle bir duâda bulanabilir ki?

Anlamıyorum, anlayamıyorum; bu gibi sahneler ile karşılaştığımda Müslümanlara karşı bir tiksinti uyanıyor içimde açıkcası.


.:.: Dip Not :.:.

Cenk abi, muhabbetimize toz kondurmayalım; bakın ben aklımda olanı söylüyorum, ve de sakinim.

Lütfen, ifade tarzıma gücenerek nefsi davranıp savunmaya geçmeyin, ben düşüncelerimi ifade ettim yalnızca.

Saygı ve selamlarımla.

http://cenkunal.blogspot.com/2006/07/yaasin-zalimler-iin-cehennem.html

23 Temmuz 2006

Yolcu Yolunda Gerek(miş)

Hepimiz de biraz öyleyiz abi, para desen o da kesmiyor ki; mal mülk bir yere kadar...

Herkese sabır diliyorum; napalım bekliyoruz, ki gece sabaha varsın ve sonra sabah geceye...

http://cenkunal.blogspot.com/2006/07/yolcu-yolunda-gerek.html

Blog Âlemindeki Bir Yılım, Gözümün Önünden Geçti.

@ İbn-i Sina

Merhaba, blog dünyasına hoşgeldiniz.

Müsbet insanların buralarda görmek ve sayılarının artması beni memnun ediyor sevindiriyor.

Böyle bir yorumu yazıyorken sizi heveslendirme amacında değilim, iki gün sonra bir dondurma gibi eriyeblirsiniz tabi.

Size iltifat ederek tutum ve davranışlarınıza sınırlar çizmeyeyim efendim.

Bu arada profilinizi şimdi inceledim, bayanmışsınız :-)

Yanılgıya düşmüşüm, utandım birden. Yoksa female bay anlamına mı geliyordu; açıkcası kafam karıştı.

Blogları ilim kültür merkezi olarak gelişmesini diliyorum; canı sıkılanların at koşturduğu bir chat salonu olarak değil!

Bu son parağrafla da mesajımızı vermiş olalım.

Blog dünyasında epey bi yaşlandık, eminim ki defalarca buraya nereden geldim diyecek ve bloğunuzu kapatmak isteyeceksinizdir; hepimizin bir derdi bu :o)

Gülerek söylüyorum bunu, bloğunu kapatıp sonra yeniden açanlar aklıma geliyor da ;-)

Cenk Ünal beye selamlar..

Size de sabırlar dilerim, inşâllah düşün fırtınalarıyla kendinizi ve âlemi keşfetme yolunda fersah fersah yol alırsınız.

Duygulanmış,
Kâzım Mızrak

http://kervansaray2006.blogspot.com/2006/07/bismihi.html

22 Temmuz 2006

İnsani Vasıflar, Nasıl Olgunlaşır Acaba?

...inşâallah hayırlı bir dönem olur hepimiz için de; zira hep kıymetini bilemeden elimizden kaçırıyoruz bu fırsatları.

***

İnsani vasıfların olgunlaşması ifadesi hoşuma gitti, tekamül diyorum ben de buna; böylesi çile süreçlerini yaşamadan İnsan-ı Kâmil olunamıyor sanırım...

http://emircan.blogspot.com/2006/07/aylar.html

Hepsi de Yalan Olmuş

...tebessüm ediyorum bu resme;
o çocuğun yerinde olmadığım sebebiyle
değil tabi.

Ölüm ve yaşamak pek bi anlam ifade
etmedi gözümde, ha varız ha yokuz;
ben buna gülerim işte.

Dert diyerek ağlandığım çok günleri
geride bıraktım. Şimdi, ne dert çekmişim ki
diye düşünmesi kaldı bana?!

Hepsi de yalan oldu..

http://www.blogcu.com/gozgumisali/838335/

20 Temmuz 2006

Zulüme Seyirci Kalanlar, Suça Ortak Olurlar.

"Ben bu satirlari yazarken, kim bilir Israil kac sivili daha; "terorle mucadele" bahanesi altinda oldurdu.."

Vahşet sürüyor.

Hadi Filistin'deki rezalete alışmıştım, ama bu Lübnan vakası beni çok kızdırdı.

.:.: Bakınız :.:.

http://fromisraeltolebanon.info/

***

Hangi insanlık haklarının arkasına sığınarak sivillerin üzerine bomba yağdırılır anlamıyorum.

Hadi ordu ve devlet büyüklerini iktidar hırsı sarmıştır, peki İsrail halkı ne yapıyor; güya özgürlük simgesi Amerika'nın halkı ne yapıyor; Avrupa neden susuyor?!!!

http://tahin.blogspot.com/2006/07/israil.html

Yaşlanıyoruz

- Gelmiştim, sonra gidiyordum; "Merhaba!" demesem olmazdı.

Ctrl + Hoşgörü
Kâzım Mızrak

http://caulerpa.blogspot.com/2006/07/saatim.html

19 Temmuz 2006

Çocuk ve Adam'ın Konuşması.

Çocuk: Güneşin ardı sıra koşalım mı?
Adam: Sen, koş! Ben yoruldum artık...

http://kovuktakiler.blogspot.com/2006/07/seninle-manzara-kovalamay-zledim.html

Yoklukta, Varlık Kazanılması...

Kavramlar karşıtları ile varlık kazanırlarmış, mutluluk da öyledir; eğer bir insan mutsuz değilse mutludur işte, dahası da ne?!

http://www.blogcu.com/gozgumisali/831493/

11 Temmuz 2006

Belki Bir Gün, Demiş....

Bu da bir veda şekli olsa gerek, çok kibar bir tarz; ama ben inanmıyorum hayalin gittiğine, aklımda olanı söylüyorum; napıyım akıl bu; öyle düşünüyor işte inanamıyor....

Belki de vedalara inanması acı geliyordur, kendi haline bırakalım :o)

***

Muhterem Hayal,

Blog dünyasında neşenle sevginle bizlere gülmeyi ve tebessüm etmeyi öğrettiğiniz için, bir şükran borcumuz olduğuna inandık; ve böyle bir yorumun bırakılması gerektiği düşüncesi kalbimizde hasıl oldu.

Sizinle ikinci kez vedalaşıyoruz sanırım. Kim bilebilir, belki bir gün üçüncüsü de olur :)

Sevgi ve muhabbetle, en güzel hayallerinizin bir gün hayırlısıyla gerçekleşmesini dilerim efendim...

Tamamen,
Kâzım Mızrak

http://hayalheybesi.blogspot.com/2006/07/blog-post.html

01 Temmuz 2006

Bir Veda Daha...

...ne kadar kalmak istesek de, gitmeyi çare sayıyor insan.

-:- Sıra Kimde? -:-

http://cenkunal.blogspot.com/2006/06/hoakalin.html

11 Haziran 2006

Hiç Kimsenin Hakkı Üzerimde Kalmasın (ki)...

- Tahin ile hem fikirim, hayırlı olsun diyorum Ahsen, öyle gerekmiştir elbette...

***

İnşallah buradan mutlu ve huzurlu bir şekilde ayrılmışsındır; malum blog bir ilaç gibidir; insan yazdıkça rahatlar; madem ki gidiyorsun, tedavi olmuşsundur demektir :o)

Blog yazarları alınmasınlar ama, bu düşüncelerimle hiç kimseyi taşlamıyorum; ben böyle düşünüyorum işte.

***

Bu arada bloğumda Word Verification hizmetini aktif hale getirdim tekrar :)

Spam yorumlar ile mücadele etmenin bir yolu bu, aksi halde bloğa reklam linklerini içeren bir sürü alakasız yorum bıraklıyor :-(

***

Yine aynı şey demişsin, eğer yine gelirsen haber verme; sanki hiç gitmemiş gibi davran derim.

Hesap vermek durumunda değilsin ki, belki iki gün sonra yazmak istedin; ben gidiyorum demiştim diye gurur yapmayasın...

***

Gidip de dönemezseniz, hakınızı helal ediniz; gelip de bulamazsanız, biz de hakkımızı helal etmiş olalım...

Yalan Dünya,
Kâzım Mızrak

http://ahsenitakvim.blogspot.com/2006/06/yine-ayni-ey.html

01 Mart 2006

Neye Göre Doğru, Kime Göre Yanlış?..

Muhterem Kardeşim,

Hatırladığım kadarıyla psikoloji okuyorsunuz. Evet insan dilinin altında gizlidir, size katılıyorum...

Yani durum her ikimiz için de genel geçer bir kaide teşkil ediyor.

Bana göre kendinizi referans alarak, bende öyle çook hata ve eksik bulursunuz ki buna hiç şaşmam.

Ben de size kainatın çeşitlilik üzerine kurulmuş olduğunu söyleyerek, hilkatimden kaynaklı yaşama alışkanlıklarımın ve dünya görüşümün bana göre doğruyken size yanlış gelmesinin normal bir hadise olabileceğini hatırlatırım.

Muhterem kardeşim,

Bu postaya yazmış oluğunuz yukardaki yorumun bir benzerini benim bloğa da bırakmıştınız, bunun üzerine takip eden yorumlarda ne şekilde akresifleştiğimi gördünüz.

Hedef belirtmeksizin ortaya atmış olduğunuz iddaaları ben kendi üzerime alındım, ki zaten benim bloğumda yazıyordunuz!

Bunu ihtiyatsızlığınız olarak görmek yerine bilinçli bir sataşma olarak ele almak, nefsime pek cazip göründü ve size karşı öfke hissetim.

Zira yaşamı anlamlandırma çabalarım kendini bilmezlik olarak değerlendirilerek hakaret görmekteydi.

Benim zihnimde olup bitenler bunlardı Kardeşim, siz belki başka havalardaydınız ama ben bu sıkıntıyı sayenizde yaşadım.

Mesele değildi...

Lakin gelip burada mevzuyu yeniden ele almanız yukarıya bıraktığım yorumun ortaya çıkmasına vesile oldu.

Bu mevzu üzerinde daha fazla durmayalım, nefsimiz bize başka gönül kırgınlıkları yaşatmak için hazır vaziyette hemen yanımızda bekliyor.

Böyle bir nefis kuvvetinin varolduğunu biliyor olmamız, aynı zamanda ve en nihayetinde bizleri üzen kaynağın özde karşımızdaki kimse olmadığını anlamamızı sağlayacaktır.

Esasen benliğimizdeki menfi güdülenmelerin zarar görmesi, bizde karşımızdaki kimsenin hatalı veya kusurlu olduğu izlenimi uyandırır.

Nefsin akıl yönünden zayıf bir bilinci kontrol altına alması, böylesi bir sürecin neticesidir.

Böyle bir kimse, kendi inancını paylaşmıyor olan karşısındaki insana yönelik olarak öfke ve nefret duygusunu ön plana çıkartır.

Bizim size karşı hissetmiş olduğumuz öfkenin ne şekilde meydana geldiğini izah etmiş olduk.

Sizi üzmek gayemiz değil, incinen nefsimiz kendisini tamir etmekle meşguldü efendim.

Elhamdülillah!

Sevgiyle...

Madrup Olan,
Kâzım Mızrak

http://balbocegi.blogspot.com/2006/02/gundeme-uygun-atasozu.html

Windows Xp, Haçlı Ordusunun Bir Mensubu Değildir.

@ Mustafa Bey,

Bir grup insanın Windows XP logosunu çirkince sahiplenmeye kaltığını idrak edebilecek bir akıl yürütmeye sahip olabildiğinize sevindim...


@ Emir Can Bey,

Bizlere ne güzel mesajlar vermişsiniz efendim, elhamdülillah...


@ Zootechnist,

Canım Kardeşim, bu postada bahsedilen haber içeriğindeki mesajları batı vermiyor.

Zeka özürlü müslümanlar inansınlar da bilişim sektöründen soyutlansınlar diye düşünen bir grup tarafından veriliyor.

Mustafa'nın bahsettiği üretim fikir ve düşünce üretimi! Windows XP üretimi değil!!!

Yani kendi aklınızla hareket edin diyor adam, Windows XP den vazgeçip abaküs kullanmaya devam edin demiyor!!!

Evet adamlar ne güzel yapmışlar, helal olsun; onların sayesinde teknoloji diye bir kavram var şu dünyada.

İş bizimkilere kalsa salla başını al maaşını...

Beyler, yiğidi öldürün ama hakkını yemeyin; çufaldızı kendinize iğneyi başkasına batırın!

İstanbul'a kapanıp memleketin derdine sırt çeviren bizim padişah bozuntuları Topkapı Sarayı Hareminde gününü gün ederken elin oğlu pusulayı icad etti de Amerika kıtasını keşfetti, Hindistan'a İpek Yolu'na gerek duymadan gidecek yolu buldu.

Üç beş tane daha Fatih Sultan Mehmed çıksaydı da Windows XP'yi müslümanlar sahiplenseydi.


.:.: Dip Not :.:.

Muhterem abilerim, ben biraz agresif ve dengesiz bir kardeşinizim.

Terbiyesiz olduğumu söyleyenleriniz de yanılmıyorlar, ben biliyorum zaten söylemenize gerek yok.

Bizim gibilerini deli diye kınayıp dışlayan bu toplumun güzel insanları, alın size Haçlı ordusuna mensup Windows XP.

Merak ediyorum sahip olduğunuz daha neleri birilerine kaybedeceksiniz ve de kaybettireceksiniz!

Siz bu palavralara inanmaya devam edin, benim yolum sizden uzak olsun!!!

Doğruya Doğru,
Kâzım Mızrak

25 Şubat 2006

Kapıyı Çarpmadan Çık ki, Geri Dönmeye Yüzün Olsun!

Provakatif bulmayınız konuya karşı olan yaklaşımımı, bu benim doğal halim. Yaratılışımda arızalar var, ne çare ki yedek parça bulamıyoruz.

Huyumdur aklıma geleni dilime dökerim, sevdiğimi de sevmediğimi de söylerim; kim ne düşünürse düşünsün.

Bu konuda hiç kimsenin nasihatini de taleb ediyor değilim.

Bu arada cevanız için de teşekkür ederim, ümidimiz belirttiğiniz kaynaklardan istifade etmektir.

Laydy Bird kardeşimiz de sakın ola üzülmesin bizim bu tavrımıza, biz de böyleyiz efendim :-/

Saygı ve selamlarımla,
Kâzım Mızrak

.:.: Gündeme Uygun Bir Söz :.:.

Kapıyı çarpmadan çık ki, geri dönmeye yüzün olsun!

http://balbocegi.blogspot.com/2006/02/gundeme-uygun-atasozu.html

Batıl'ı Hak Gibi Göstermeye Çalısanlar...

Muhterem Kardeşim,

"kuran'i istedigi gibi yorumlayan, batil'i hak gibi gostermeye calisan" ifadesini neye göre doğru kabul ediyorsunuz?!

Bu sözleri madem buraya yazıyorsunuz arkasında durun ve tartışın.

Sizin tartışma uslunuza öyle bir gıcık olmuşum ki, muhatap almaya bile yanaşmak beni tedirgin ediyor.

Hal böyleyken, sadece bir sual etmek isterim; fikir beyan etmekten ziyade yargılayıp hüküm giydirmeye pek meraklı bir kimseyle tartışma yapıp ne incinmek ne de incitmek niyetindeyim.

Şu Kur'an-ı Kerim'i doğru anlayıp anlatanlar da kimlermiş çok merak ettim.

Bir kaç adet kaynak yazma lütfunda bulunabilir misiniz, biz de istifade edelim :-/

Web siteleri, yazarlar, bloglar, kitap evleri veya aklınıza gelebilecek başka kaynaklar...

Yok ben kendi kafama göre yazıyorum diyorsanız, sözüm olmaz size; helal olsun derim, işte düşünen bir insan!

Saygılarımmla,
Kâzım Mızrak

http://balbocegi.blogspot.com/2006/02/gundeme-uygun-atasozu.html

20 Şubat 2006

Hala Yaşıyoruz.

Özgür olmayan bilincin savaşması kaçınılmazdır, eğer şuur kendisini bağımsız hissediyorsa herhangi bir mücadeleye gerek duymaz...

Biz savaşıyoruz, demek ki hala yaşıyoruz!!!

http://gonultacim.blogspot.com/2005/12/bir-mslmann-yirmi-drt-saati.html

12 Şubat 2006

İkiz Kulelerde Başlayan Filmin, Devamı mı Çekiliyor?

...İkiz Kuleler hadisesinden sonra bu olay bahane edilerek, Afganistan ve Irak işgal edildi. Dünya barışını silah ile sağlanacağını düşünenler yanılıyorlar.

İkiz Kulelere uçak ile teror eylemi düzenleyenler neredeler?

Bu işi ve hatta Amerikanın Savunma Bakanlığının üssü olarak bilinen Pentagon'a uçak ile saldırı düzenleyen teroristler neredeler?

Bu eylemleri yapmaya muktedir olan güç odağı büyük teror örgütü nerede diye soruyorum ve bu örgüt nasıl olur da Afganistan ile IraK'ın yerle bir edilmesine göz yumabildi, Amerika nasıl oldu da böylesi güçlü bir örgütü sindirebildi?

İkiz Kuleler olayının patlak verdiği zamanlarda, bu işin Amerika'nın sorumluluğundaki bir komplo olduğu konusu da gündemde kendisine yer bulmuştu.

Ve bugün yine benzeri bir senaryo karşımızda.

Bu filmi kim çekiyor bilmiyorum, yukarda yazdıklarım da belki tamamen bir hayal ürünüdür, lakin mantığım her halikarda kışkırtmalara taviz verilmemesi gerektiği yönünde.

Bu kışkırtmaların tek yönlü olmadığını yukardaki ilk yazımda bahsetmiştim. Günümüzde yaşanan çirkin sataşmalar aynı zamanda Hristiyanlık alemi ve Ortadoğudaya hakim olma emelleri ile tanınan Yahudilik alemi de zan altında bırakılmakta!!!

Barış Yolunda, Müslümanlardan Öncülük Bekliyoruz...

Gelinen noktada, anlattıklarımla batıya veya doğuya düşmanlık beslemeye kin gütmeye çağırmıyoruz insanları. Delinin birisi bir kuyuya taş atmış kırk akıllı çıkartamamış sözünden hissemi alarak oyuna gelmeyelim diyorum.

Dünya Bülte'ninden Zemçi Zübeyr Somuncu, aşağıda linkini verdiğim yazısında da aynı çağırıda bulunuyor.

Kod:
http://www.dunyabulteni.net/yazi_detay.php?id=420&yazar=121


Ben Müslümanım diyen ve güya inancına sahip çıkmak için sokaklara dökülen kardeşlerim; bu halinizle dejenerasyona uğramış olan diğer tek Tanrı inançlı semavi din taraftarlarının nefretini kazanmaktayız. Oysa onlara sevgimizi göstermek sureti ile bu dinin bir anlayış dini, bir hoş görü dini olduğunu göstermekle mükellef değil miyiz?

Dinine sahip çıkmak isteyenler, bu dinin güzelliklerini göstermek sureti ile de davasına sahip çıkabilirler.

Bütün bunlar tepkisiz kalalım anlamına da gelmiyor anlattıklarım. Sükunet ikrardan ileri gelir dostlarım, evet biz sükunet etmeyecez ve dünyanın huzuru için konuşacağız ama asla hakaretler yağdırarak, zulüm ve zorlama ile insanların nefretini kazanmayacağız!!!

http://www.kerbela.net/forum/viewtopic.php?p=6572#6572

11 Şubat 2006

Barış Yolunda, Müslümanlardan Öncülük Bekliyoruz...

...onların hatalarını kabul etmemelerinde yatan psikoloji taviz vermemek üzerine kurulmuş.

Dolayısyla, özür dilemeleri yanlış yolda olduklarını da ortaya koyacak bir davranış anlamına gelmekte bir diğer anlamda.

Nihayetinde, gerçekler gizlenemeyecektir ve onlar da yaptıkları hatayı anlayacaklardır; insanların inançlarıyla alay etme konusunda.

Türkiyede yayın yapan Samanyolu Televizyonu olayın bir gaflet ile gelişme göstermiyor olduğunun altını çiziyor haberlerinde. Belki karikatür krizi basın özgürlüğüne inanmış üç beş basın mensubu kişi tarafından ortaya çıkmıştır. Lakin gelşmelere bakacak olursanız meselede Müslüman kesimin nasıl kışkırtıldığını da farkedersidiniz.

Bu anlamda Samanyolu Televizyonu'nun da bahsettiği üzere konu Global Provakasyon halini almış durumdadır.

Global Provakasyon sadece İslamiyeti hedef alıyor değil, bir çoklarının derdine düştükleri gibi. Gelişmeler doğu - batı düşmanlığını körüklemektedir! Kültürlerin birbirlerine olan güven duygusunu köreltmekle beraber yeni nesillererin zihinlerine düşmanlık duygularının tohumları ekilmekte.

Bu hareketin önderleri bilinçli kimseler olabilir, bu işten çıkar sağlayan! Peki bu güç odakları nedir, kimlerdir, amaçları dünyadaki barışı baltalamak mıdır? Neticede kazançları ne olacak?

Bu soruları da sorgulamamız lazım ve gerek biz Müslümanlar ve gerekse Hristiyan alemi bu gelişmeler karşısında soğuk kanlı davranarak meselenin büyümesini engellemeliyiz.

Akıl yoksunu, kendini bilmez, doldurma inançlar ile Alah'a inanan din kardeşlerimin Danimarka'yı veya diğer fail ülkeleri çirkin söz ve zorlamalar ile protesto etmelerine karşıyım.

Danimarka tarafı edepsizlik yapmıştır, evet! Lakin bizim tarafta sözün ölçüsünü kaçıran zavallı insanlar da vardır!

Bu kimseleri uyarmak, bilinçlendirmek ve barışın temin edilmesi için sükunete davet edilmesi gerektiği fikrini savunuyorum.

Amacınız gövde gösterisi yapmak ise hadi topu tüfeği sırtınıza alın ve kan dökün Allah için, Amerika'nın Irak'a yaptığı gibi sizler de huzur getirin Danimarka'ya (veya batıya)!!!

Adamın birisi ilgili gazeteye Stupid kelimesiyle giriş yaptığı bir protesto mektubu gönderilmesi için çağrıda bulunuyor, zavallı adam, hesabına kitabına aklına acıdığım adam!

Efendilik bizde kalsın dostlarım, yaptıkları yanlışa utansınlar bizdeki güler yüzü görerek ve inanmışlığımızı hiç bir hakaretin lekeleye gücü yetmeyeceğini anlasınlar!!!

http://www.kerbela.net/forum/viewtopic.php?p=6539#6539

09 Şubat 2006

Özrün Dayatması Olmaz.

Bir de şu linkden kontrol edin:

Kod:
http://www.bt.dk/nyheder/


Afstemning

Mener du, at Danmark skal undskylde overfor Saudi-Arabien for Jyllands-Postens Muhammed-tegninger?
Ja 63%
Nej 37%

104334 stemmer i alt!
Leveret af ePlugs.net[/i]

@ Zehraa

Düşünçelerinize ben de katılıyorum, fakat mesele uluslararası bir problem haline geldi, bu bakımdan ülke büyükleri araya girerler, yoksa bu konu kolay kolay kapanmaz. Üstelik konuyu bir tek başbakanın özür dilemesi şeklinde ele almayınız, zira bu ayıbı yapan her kim ya da kimlerse mevzu bahis özür dileyen kimseler de onlar olacaktır, tabi bu bir iyi dilek temennisi; insanlara, sen yanlış yaptın zihniyetini güderek zorla özür diletemeyiz....

http://www.kerbela.net/forum/viewtopic.php?t=1633&start=20

08 Şubat 2006

Hz. Adem Cennetten Kovuldu mu?

Sayın Aydın,

Hz. Adem'in daha önce Cennette olmadığını sizden duyuyorum. Oysa ben eşiyle birlikte Cennetten kovuldukları şeklinde öğrenmiştim

Vakti zamanında Havva Anamız Şeytanın aldatmasıyla yasak meyva olan elmadan yer. Şeytan Havva'ya "Eğer bu meyveden yerseniz gizli bilginin de sahibi olursunuz" der. O gizli bilgi Cennete giden yol olsa gerek öyleyse, yani onlar zaten Dünyada yaşıyorlardı (sizin anlatımıza göre).

Mühim bir konu bu mesele, o kadar çok söylenti var ki, işin esasını öğrenmek lazım. Kur'an-ı Kerim bu konuyu nasıl anlatmış acaba? İslam alimlerinin konuya hem fikir olarak getirdikleri yorum nedir?

Buraya yazmış olduğunuz yorum beni pek tatmin etmedi, aksine soru işaretleri çoğaldı kafamda...

Ateist düşünceye göre Cennet ve Cehennem olmadığı için, Hz. Adem yani insan, sürüngenlerin evrimleşmeleri ile varolmuştur. Bu fikrin karşısına daha mantıklı bir savunca ortaya konulmalı.

Dinimizin akıl - mantık dini olduğu söylenmekte, öyleyse çizgi filim senaryolarını bir kenara bırakıp bilimsel deliller ile konuya açıklık getirilmesi taraftarıyım.

Bu münasebetle, ilk insanın yaratılışını bilimsel olarak izah edebilecek bir kimse buraya yorum bırakırsa konuyu tartışmak isterim!

Bu bilgi sayesinde nereden, nasıl gelmişiz sorusuna da cevap bulmuş oluruz; bu anlamda insan olarak dünyadaki gayemiz nedir, ne için yaratılmışız gibi soruların cevabına da ulaşarak Dünyadaki misyonumuzun özde ne olduğunu idrak etmiş oluruz.

http://kerbela.net/forum/viewtopic.php?p=6281#6281

Yalnızlığıma Taraftar Aramıyorum

Dostum, yalnızlığıma taraftar aramıyorum; aman mesafeyi koruyalım ve samimi olmayalım :-/

Hörmetler...

Anlamak Yok Çocuğum,
Anlar gibi Olmak Var.

Akıl İçin Son Tavır,
Saçlarını Yolmak Var.

Necip Fazıl Kısakürek


http://www.kerbela.net/forum/viewtopic.php?t=1664

Sıra Kime Gelecek?

Forumun yeni üyesiyim, belki sizler kadar söz hakkım yoktur burada. Kuzucuk isimli arkadaşın nasıl bir kimse olduğunu da henüz tahlil edemedim. Ama buraya renk katan bir sima gibi geldi bana.

Ben sevdim açıkcası, ama durun bakalım, bir de yazılarını okuyayım ondan sonra düşüncem netleşir.

Herşeye rağmen buradan kendi arzusu ile gitsin gidecekse, aksi halde onun derya misali zekasından isdifade edemeyiz ve zararlısı biz çıkarız. Kötü niyetli olmadığı açık, kanımca o da kendi doğrularını anlatmaya çalışıyor kendi ölçüsünce.

Bu forum başlığını açmanız da pek iyi olmamış, içeriği okuyan kimse bir gün bana da sıra gelebilir şeklinde bir değerlendirme yapmaktan alamıyor kendini. Korku salarak, tehdit ederek düşünürleri susturamazsınız; aklınız yetip cevap verebiliyorsanız ne ala, aksi halde sükût etsin sözün özünü anlamayan :-/

Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel!

Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.

Mevlana Celaleddin-i Rumi

http://www.kerbela.net/forum/viewtopic.php?t=1664

Ticari Malları Boykot Edilmesi

Çözüm değildir bu tavır, barışa teşvik etmek lazım insanları, oysa bu yapılan düşmanlığı körüklemekten başka bir hareket değildir. Neyi boykot ediyorsunuz, ticari malların kalitesini mi yoksa bir zihniyeti mi!?...

http://www.kerbela.net/forum/viewtopic.php?t=1670

Özür Dilesinler Anketi (Olay Karikatürler)

Her ne şekilde olursa olsun, insanların inançları ile alay edilmemelidir.

İnsan maddi kusurlara sahip olabilir veya akli anlamda zaafları vardır ama bu zaafiyerler bahane gösterilerek o kimseyi rencide etme hakkına hiç kimse sahip olamaz.

Ben de siteyi ziyaret edip, bu terbiyesizliği yapanları özür dilemeye davet ettim. İncinen kalplerin tamir edilmesi icap ediyor. Lakin bu tamirat sözledir, bizler de sözlerimizle onları doğruya davet etmeliyiz; hayvanlara özgü kaba kuvvet ile gözdağı vermek sureti ile değil.

"Bilselerdi, yapmazlardı..."

Şuanki anket sonuçları:

%63 Evet, Özür Dilemeli ve Yanlışını kabul Etmeli
%37 Hayır, Özür Dilemeye Hacet Yok

http://www.kerbela.net/forum/viewtopic.php?t=1633

06 Şubat 2006

Aklın Bir Sorumluluğu Var mıdır?

Rabbim...

İnsanı hayvanattan ve de nebatattan ayırarak, ona akıl ile sorumluluk yükleyen kudret sahibi sen değil misin!

Öze Yolculuk,
Kâzım Mızrak


http://un4tunately.blogspot.com/2006/02/zaman-m-deiti-yoksa-ben-mi-geride-kald.html

03 Şubat 2006

File Hosting ve Güvenlik

Konu: www.filelodge.com

"Güvenilir değil derken ben tam anlayamadım kusura bakmayın. Benim sitede çalan müzik şuan bu sitede kayıtlı ve sorun yaşamadım."


Merhaba Erdem Bey,

Konu hakkında bloğuma bir yorum bırakmışsınız; nezaketiniz için teşekkür ederim, ben cevabı buraya yazmayı uygun buldum.

Sizin siteyi ziyaret etmiştim, müzik derken ne alatmak istediğinizi anlıyorum.

Güvenlikten kastım, sitenin virus ve trojan barındırabilen linklerinin olması iltimali üzerineydi; tabi bu demek değildir ki sitenin web server'ında barındırılan dosyalara virus bulaşır.

Diğer yönden sayfanın tasarımı yılların ağır firması izlenimi uyandırmıyor ziyaretcide, yani iki gün sonra site çöküp kapanırsa şaşırmam dedirtiyor insana.

Bu bakımdan, oraya veya bu gibi File Hosting sitelerine gönderilen dosyaları yedeklemek şart.

Siz denemiş olduğunuza göre bir gün ben de kullanırım diye düşünüyorum, yukarıda yazdıklarım tamamen varsayımlar üzerine dayalıydı.

İyi akşamlar....

http://niluferce.blogspot.com/2006/01/sevgiyle.html

02 Şubat 2006

Invalid Password

Sizin başka bir isminiz var mı, benim hitab edebileceğim veya çoğul özne kullanalım edebileceğimiz diyelim...

Unfortunately diye hitab etmek istemiyorum, mutlaka kendinizle özdeşleştidiğiniz bir nick daha vardır?..

Neden mi, Unfortunately olmasın?

Bu kelime bende bir anlam ifade etmiyo, sadece bir boşluk; anlam ifade etmediği için de anlam ifade eden bir isim olsun diye düşünüyorum.

Ümit ederim, sizin için de anlam ifade etmeyelim diyerek bir ukalalıkta bulunmazsınız, hiç bişey yazmayın daha iyi olur kanımca.

Mesela asıl isminizi öğrensek ve onunla merhaba desek daha iyi olur gibi geliyo bana, tabi bu bir öneri...

Sevgiye en ihtiyacımız olduğu anlarda, kırıcılık katsayımız da en yüksek düzeylere çıkıyor.

İşte o vakitlerde, sevgi arıyor insan, bulamayınca da üzülüyor hem de çok üzülüyor.

Ve öfkesinden ne yapacağını bilmez bir halde zararı dokunuyor aslında çok sevdiği insanlara.

Ben biraz öyleydim, ama şimdi değilim galiba :-/

Bence hiç bir insan kötü kalpli değildir, insanın doğasında kötülük yok. Bebeklere bi baksanıza hepsi de ne kadar tatlılar, o güzel varlılardan insan nasıl kötülük bekleyebilir ki.

Hepimiz de bir zamanlar öyleydik. Ama zamanla yalan söyleyerek menfaat elde etmesini öğrendik.

Bebekler ne kadar içten gülüyorlar, aklıma geliyor gördüğüm bebeklerin gülümseyişleri, şimdi benim yüzümde de bir tebessüm belirdi.

Gelip geçti gülümseme, yerini kederli bir hicrana bıraktı.

Galiba diyorum, bebekler bir gün öleceklerini bilmedikleri için öyle mutlular.

Bugünlerde ölümden korkmaya başladım.

Düşünsene, bir an geliyor ve gözlerinin önüne Invalid Password diye bir yazı geçiyor; dünya ile bağlantın kopuyor o sıra.

Ölüm böyle bişey galiba, internete bağlanamamak gibi sinir bozucu...

http://un4tunately.blogspot.com/2006/01/gzel-bir-gn-lmek-iin.html

01 Şubat 2006

Türk Siyasetinde Şeffaf Yönetim Arayışları.

....Recep Tayyip Erdoğan mal varlığını neden açıklamıyor, bu durum kendi iradesine mi bağlı yoksa mal varlığınn açıklanması kimi güç odaklarını veya sermaye sahiplerini rahatsız mı edecek?

Bu bakış açısı her ne kadar bir komplo teorisi gibi görünse de Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının bu tür şaibelere meydan vermekten kaçınması illede icap ediyor.

Recep Tayyip'e bir lider hüvviyetiyle sempati duyduğum doğrudur, ancak onun yanlış tutumlarının savunuculuğunu yapacak değilim.

Yine de bir bildiği vardır bu adamın diye düşünerek bir müddet daha bekleme taraftarıyım.

Bu konuda bir açıklama yapması İktidarın siyasi prestijine zarar verebileceği düşünülüyorsa selametli olan susmasıdır.

Diğer yönden, muhalefet konumunda olan Deniz Baykal cephesinin "tuttuğun paçayı bırakma" politikası izliyor olduğu düşünen gözlerden kaçmıyor.

Bu yaklaşımı ile Deniz Bey, milleti ayağa kaldırma konusunda elinden geleni yapmakta. Şüphesiz, mal varlığı polemiğini gündeme taşıyan Erdoğan olmadı, son noktayı koymaması da muhalefetin işine gelmekte.

Esasen, takım tutar gibi siyasi parti sempatizanı olma geleneğini milletçe bitirmeli ve tüm siyasi liderlerden bu konuda şeffaf olmalarını beklemeliyiz.

Başbakanın, böyle ucuz gündemler ile Türk Siyasetini meşgul etmesine gerek yok; ya mal varlığını açıklasın ya da medyanın eline koz verecek açıklamalarda bulunmadan son noktayı koysun.

Bu vatan hizmet bekliyor, gazete manşetlerine reklam değil...

Düşündükçe,
Kâzım Mızrak


http://bilimvedin.blogspot.com/2006/01/babakanlk-halk-aptal-yerine-koymak-mdr.html

31 Ocak 2006

Yeni Fikirlere Açık Olunmalı, Demiştik.

29 Ocak 2006

Birilerinin Mutluluğu Adına, Kendimizden Vazgeçmeyiz.

...hiç kimse bilerek ya da isteyerek karşısındaki kimseyi incitmiyor.

İnsan kendisini yaşamak adına, mutlu olabileceği şekilde davranma gayesinde ise onun bu hali eleştirilemez. Başkaları inciniyor, kırılıyor diye düşünerek onların istediği gibi davranmam. Eğer öyle olursa bu sefer de üzülen ben olurum.

İsdisnalar olmalı tabi, yerine göre kendi değerlerimizden ölçülü olmak kaydıyla ödün verebiliriz.

Böyle bir yaklaşım karşımızdaki insanın huzurundan ve mutluluğundan haz duymamızı da sağlayacaktır...

Zamanında çevremdeki insanların düşüncelerine çok değer verirdim; hakkımdaki olumsuz eleştirileri kaldıramaz üzülürdüm, dertlenirdim.

Şimdilerde ise, o kimselerin beni incitmek için o şekilde davranmadıklarının farkına vardım.

Ortada kasıt yoksa ben niye boş yere üzüleyim ki...

http://niluferce.blogspot.com/2006/01/suat-tekinden_29.html

25 Ocak 2006

Ne Kadar Güzel Desem Eksik Kalır Sözlerim...

Bu ne güzel müzik öyle, bir kaç kez gelmiştim buraya ve beni bu müzik karşılamıştı. Her seferinde unutuyorum bu müziği burada duyduğumu. Sayfa yüklenirken birden melodinin sesi geliyo kulağıma, susakalıyor başlıyorum dinlemeye...

http://niluferce.blogspot.com/2006/01/suat-tekinin-kaligrafik-almalar_23.html

Bir Kış Mevsimi Karanlık Akşamının Hatırası Olsun...

"Gideceğin günü bekliyorum, hep öyle yaptılar; ben böyle öğrendim."

Apansız Gidiş,
Kâzım Mızrak

http://pro-testlerim.blogspot.com/2006/01/anszn-m-apansz-m-ne.html

24 Ocak 2006

Ben ve O (Nefsim) Hep Böyle Kavga Ederiz...

Bıraktığım yorumu yeniden okudum, sonra yine yeniden okudum.

Ne "mesajı" diye sordum kendime ve aldığım cevab beni üzdü.

Alınan neyin mesajıydı ve ben neden bahsi geçen mesajı almış olduğumu söyleme ihtiyacı duymuştum!?

Ne anlatmak istediğimi biliyordum, ama yazdığım yorum bana çok lakayıt göründü, lakayıt olduğu kadar da bayat!

Bu muydum ben?

İki kelime ile bir cümle kuran kimse olma örneğini gösterdiğim için canım sıkıldı.

Birazdan geçer diye ümit ediyorum...

İçsel Kavgam,
Kâzım Mızrak


http://pro-testlerim.blogspot.com/2006/01/kendime-bi-iylik-yapaym.html

23 Ocak 2006

Çevre Temizliğine Önem Verilsin.

@ Dükkan Sahibi

Yorumunuzu okumakla beraber midem böğürme eylemine geçti muhterem.

Kendi bloğunuzdaki pislikleri dışarı çıkarmayarak, çevre temizliğine olan saygınızı gösterin lütfen!

Tartışma yapmaya, hır çıkarmaya ya da laf atmaya niyetim yoktur, benimkisi bir temenni bir rica sadece...

http://pro-testlerim.blogspot.com/2006/01/kendime-bi-iylik-yapaym.html

21 Ocak 2006

Her An, Her Şey Olabilir; Ya da Olmayabilir :)

Olmadı :-/

Ben program ile indiremedim.

En sonunda bırakıp uğraşmayı Content.IE5 den çıkardım dosyayı. CivicChoir_368[1].swf isminde 7MB büyüklüğünde bir dosya.

Bu arada, dosya *.swf uzantılı; yani flash player olmadan çalışmıyoo...

http://pazar-lamaca.blogspot.com/2006/01/civic-byle-reklam-yapsn-ben-hep-burdan.html

20 Ocak 2006

Kimliği Belirsiz Olmanız Bana Göre Tabi, İzafisiniz!

@ Pink Moon

Merhaba Pink Moon, Selam!


@ Kimliği Belirsiz Arkadaşa

...yorum linki IE de çalışmıyo dostum, FireFox ile geldim buraya.

Hoş, Fire Fox ile de sayfa pek normal görünmüyo ama ne yapalım, ümit ederim zamanla düzelir!

Sevgiyle...

http://nemelem.blogspot.com/

17 Ocak 2006

Yeni Fikir ve Düşüncelere de Açık Olmak Lazım :-/

Sayın Da Vinci,

Ziyaret-i iade cihetiyle bloğunuza geldim, bu anlamda yorumun postasını okumuş da değilim.

Harun Yahya hakında bloğuma bırakmış olduğunuz yorum bende merak uyandırıştı. Lakin burada karşılaşacağım bir manzarayı da beklemiyordum; açıkcası biraz daha şaşkınlık yaşadım.

Yazılarınızı okumuş değilim, lakin yine de Harun Yahya'ya karşı ismen muhalif olduğunuz anlaşılıyor.

İllaki isme yönelik olarak keyfi bir muhalefet yoktur izlenimindeyim, bilgi ve düşüncelerinizi paylaşarak doğruların anlaşılmasını istiyorsunuz.

Sizi bu şekilde anlıyor olduğumu biliniz.

Saygılarımla,
Kâzım Mızrak


http://bilimvedin.blogspot.com/2006/01/aratrmadan-kr-krne-kabul-etmek.html

08 Ocak 2006

Turşu Olmanın da Bir Vazgeçilemezliği Vardır Hani.

"İşte yine başa döndük: Ben demiştim, turşu bozulmaz diye..."

http://buyrunbenim.blogspot.com/2006/01/yolsuz-dn.html#comments

06 Ocak 2006

Allah'a Şükürler Olsun, Akıl Diye bir Nimet Var!

Merhaba Şehnaz,

Bu tartışmanın kapanmasını arzu ediyordum. Zira bloğuma bıraktığı yorumdan anladığım kadarı ile, Saliha Hanım da yaşını almış kendisini bilen birisi, onunla yukarda olduğu gibi bir diyalogda bulunmuş olmaktan dolayı üzgünüm.

Evet Şehnaz: Bir kaç kalem yazısı ile onun hakkında yorumda bulunmaktan kaçınalım diyorum. Nihayetinde o da kendi düşüncelerini ifade etmiş...

Ama sen ille konuşacam demişsin!

Düşüncelerine de saygı duyuyorum; amma ve lakin lütfen, bundan sonraki yorumlarımızda ekşi görünen yüzlerimizi göstermeyelim birbirimize.

Bize düşen yazmak, herkesin anladığı başka başkadır; anlaşılmıyor olduğumuz için okuyanları suçlamayalım.

Herkes, yazılıp çizilenlerden kendi nefsine dersini alsın ve konuyu kapatalım!

Burada söz söyleyen hiç kimse, hakkında istenmediği ve yüreğinin kaldıramayacağı şekilde itham edildiği için öfkelenip üzüntü duymasın, sonra olan bana oluyo :-/

Hem hiç birimiz, diğerini tanımaz etmez: Ben yazdıklarımdan dolayı çok üzüldüm ve utandım. Zira karşımdaki benim gibi düşünmüyor diyerek onu kınamaya kalktım.

Anlayacağınız, esas ayıbı yapan benim; Saliha Hanım kendi bakış açısı ile konuya yorum getirmiş sağolsun, onun anladığı o kadar ya da diğer bir ifade ile o kendi doğrusunu dile getirmiş.

İnancını nasıl yaşıyor olduğu konusunda, onu yargılama hakkını kendimde görmüyorum. Yukardaki yorumlarım biraz daha düünce ifade etmeye yönelik olabilirdi, diye düşünüyorum.

Kendi adıma, anlamam gerekenleri anladım; başka kimselerin benim gördüklerimi görmesini de bekliyor değilim.


"Gelin Tanış Olalım,
İşin Kolayını Tutalım,
Sevelim Sevilelim,
Bu Dünya Kimseye Kalmaz!"


Doğruya Doğru,
Kâzım Mızrak


Saliha Hanımın Yazısı
ve Benim Yorumum:
Son Pişmanlık Fayda Vermiyor,
Biraz Sükûnet !



# Benim için bu konu kapanmıştır...


http://gonultacim.blogspot.com/2006/01/noel-baba-bizim-neyimiz-olur.html

Nereye Kadar Düşmanlık, Sonu Toprak Değil mi ?!

Saat sabahın beşi olmuş gibi. Uykum geldi ve nerdeyse klavyenin üzerine sızmak üzereyim.

Biraz sonra, hayallerimle başbaşa kalabileceğim bir halde kendimi yatağa atıcam...

Bu arada, yukardaki tatsızlık ile ilgili olarak tatlı bir gelişme yaşandı.

Kardeşim diye hitab ettiğim Saliha, meğerse ben yaşlarda oğlu olan bir anneymiş.

Son bıraktığım yorumla beraber ne denli üzgün olduğumu anlatmaya çalışmıştım.

Kendisi de sağolsun, konu hakkındaki yanlış anlamaları düzeltmek için bloğuma bir yorum bırakmış :)

Bu postanın yorumlarını okumuş ya da okuyacak olan herkese haber ola, sonradan duymadık denilmeye ;)

Ölümlü Dünya,
Kâzım Mızrak

http://gonultacim.blogspot.com/2006/01/noel-baba-bizim-neyimiz-olur.html

05 Ocak 2006

Son Pişmanlık Fayda Vermiyor, Biraz Sükûnet !

Saliha Kardeşim,

Ne ben ne de başkaları seni üzmek için yazmıyoruz burada.

Hepimizin derdi sıkıntısı var; yazarak sevgimizi, neşemizi, üzüntülerimizi paylaşıyoruz bloglarda.

Bıraktığın yorumları bir daha okumanı tavsiye ederim. Bunları yazıp da hiç tepki almayacağını mı düşündünüyorsun; iki yorumun da ukalaca yazılmış!

Edep diye bişey var; işimize bakıp bakmamayı, elinin tersiyle yazdığın iki satır yazıyı okuyarak, senden mi sormamız icap ediyor?

Hala yangına körükle gidiyorsun.

Sana yanlışlarını gösteriyorum, sen çıkmış karalanmaktan, aşağılanmaktan yakınıyorsun; bir de aynaya baksanız da, ben ne yapmışım diye bir sorsanız diyorum kendinize!?

Müslümanlığına da laf söylenmedi!

Son parağrafı bir daha oku lütfen; seni tanımadığımı yazmışım, kim bilebilir belki hepimizden de fazla inançlı birisindir.

Bıraktığın yorumu dikkate alarak yazımı yazdığımı tekrar mı söylemeliyim?!

Şu birbirini ağırlama mevzusuna gelince: Kardeşim, bak burası bir blog, sanal manal ama içinde gerçek insanlar yaşıyor.

Eğer burası sizi açmadıysa; eminim ki başka yerlerde, size hitap eden daha insancıl bloglar bulursunuz.

Giderken; terbiyesizliğinizi ayrıldığınız yere bırakıp, yanınıza efendiliğinizi almayı da unutmayın!

Gülümse Kaderine,
Kâzım Mızrak


http://gonultacim.blogspot.com/2006/01/noel-baba-bizim-neyimiz-olur.html

04 Ocak 2006

Yılbaşı Kutlamaları - Hz. İsa - Hristiyanlık

Ortaya Konuşuyorum:

Saliha'nın yorumunu okuyanlar "Noel Baba? bizim neyimiz olur?" başlıklı postayı okusunlar.

Saliha'nın ne demek istediğini daha iyi anlayacaklardır.

Kız haklı, böyle bir makale insanın tüylerini ürpertiyor. Ben de ilk okuduğumda biraz tedirginlik hissetmiştim.

Daha mülayim bir uslub ile mevzu anlatılabilirdi!


Saliha'ya Cevaptır:

Canım Kardeşim (Saliha),

Ona buna çamur atmayı bırakın da, gidip kendi işinize bakın siz; her ne yapıyorsanız, hangi üniversitenin hangi profesörü iseniz veya hangi kapının mandalı iseniz :-/

Yazdığınız yazının çirkinliğine bir zaman sonra varabilmenizi dilerim.

Farkında mısınız, anlamak yerine çamur atmaları kendinize daha çok yakıştırmaktasınız, iki kelam soru ile "niye böyle düşünüyorsunuz?" diye sual etmek zorunuza mı gitmektedir?!

Hz. İsa'ya sözü olan yok burada, olmaz da! Hem Hz. İsa'nın konumuzla alakası nedir ki?!

Burası Türkiye, burada müslüman insanlar yaşıyor ve bu insanlar bir peygamber olarak Hz. Muhammed'e tabidirler.

Akla, mantığa göre tahrif edildiği ap açık belli bir din olan Hristiyanlığı nasıl olur da, hangi akıl ile savunmaya kalkarsınız (yazınızda, batının yaptıklarını normal gibi gösteren bir yönlendirme var da)?

Hz. İsa'yı Tanrının oğlu olarak gören bir zihniyetin arkasında ne cesaretle durursunuz; ben bir müslüman olarak, onların yanlışlarına ortak olamam!

İnandıkları Hz. İsa'nın kendisi değildir, düzmece bir karakteri Hz. İsa sanmaktalar: Zekanız böyle bir insanın doğumunu kutlamayı size olağan gibi mi gösteriyor?!

Bu durum bana pek normal gelmiyor kardeşim...

"Kapkara Çarşaf, Kapkara Sakal" diyerek küçümsemeye kalktığınız insanları yanlış tanımaktasınız.

Sizin kastetdiğiniz ve farkında olmadan müslümanlık ile örtüştürmeye çalıştırdığınız, medyada görmeye alışık olduğumuz sakal çarşaf zihniyetinin kendisidir!

Kuran-ı Kerim ile bu zihniyeti bir tutmayınız.

Kitap, kadınlara zinetinizi ulu orta alenen sergilemeyiniz diyor; kara çarşaflara donanın demiyor!

Bıraktığınız yorumları, efendi efendi tas tamam yazın Saliha Kardeşim; birileri okuyunca konuyu çarpıtılmış halde anlamasınlar.

Hristiyanlığı meşru bir dinmiş gibi gösterirken, İslamiyeti karalamayı olağan olarak görüyorsanız bunu açık açık yazın da milletin beynini bulandırmayın!

Yok ben böyle düşünmüyorum diyorsanız bıraktığınız yorumu bir daha okuyun derim ki bana bunları yazdırabilmişsiniz.

Sizi ne ismen ne de cismen tanıyan birisi değilim: Hal böyleyken, bıraktığınız yorumu muhatap alarak yazdığımı aklınızdan çıkarmayın...

Sevgi ve Selametle,
Kâzım Mızrak


http://gonultacim.blogspot.com/2006/01/noel-baba-bizim-neyimiz-olur.html

02 Ocak 2006

Noel Baba, Hz.İsa, Yılbaşı Kutlamaları, Eğlence...

Objektifin tam önünde, makro çemim yapıyoruz: Milletin derdi eğlenmek, Noel falan kutlamak değil!

Çocuklarımıza bu bilinci öğretelim. Bizler de aklı selim insanlar olarak endişeye yer vermeden düşünerek nefis muhasebemizi yapalım; nasıl olsa iş olacağına varıyor.

Gece ve Gündüz,
Kâzım Mızrak


MP3#MP3#MP3#MP3#MP3#MP3#MP3#MP3

Aşağıdaki linkin üzerine fare ile sağ tıklayın
ve Hedefi Farklı Kaydet'i seçerek download edin.

http://mizrak.net/blogger/mp3/Mustafa_Ozcan_
Gunesdogdu-Ya_Rabbena.mp3


Mp3 dosyası, bir ay süreyle web serverda bekletilir.

02 Ocak 2005

http://gonultacim.blogspot.com/2006/01/noel-baba-bizim-neyimiz-olur.html

31 Aralık 2005

Kaybedişler ile İşim Olmaz Benim. Geçmiş, Bitendir!

Yaşam bana gülmeyi öğretti demiştin. Ben anlamıştım ki; sen, nasıl mutlu olunur onu öğrendin.

Az önce irkilerek farkına vardım: Dünyanın hareketini açıklamak, E=mc² yi yazabilmek kadar basit. Bunu anlamayı karmaşık hale getiren bizleriz.

Düşündükçe; geçmişte dert edindiğimiz sıkıntıların aslında ne kadar boş ve komik şeyler olduğunu, içten bir tebessümle hayıflanarak anlıyoruz.

Gelip, Gitme!
Kâzım Mızrak

http://buyrunbenim.blogspot.com/2005/12/eittir-eit-midir.html#comments

Safranbolu Denilince

Resimleri görünce bir vadi arasına kurulmuş olan Safranblolu Kenti aklıma geldi.

Şehrin etrafına bakıldığında, tarım için uygun toprakların olduğu dikkat çeker. Geçmişteki insanlar, bu toprakdan istifade etmek için dik yamaçlara, kayaların üzerine evler yapmışlar. Öyleki evler üst üste binmiş gibi görünmekte.

Diğer yönden, kış mevsiminin olumsuz şartları göz önünde bulundurulduğunda; kar yığınlarından ve soğuk rüzgardan korunmak adına vadiye gizlenmek ayrı bir kazanç getiriyor.

Safranbolu böylesi bir coğrafi zekanın ürünü...

http://gonultacim.blogspot.com/2005/11/trk-evleri_28.html

Bilgelik, Kazanmayı Beklemenin Öğrenmişliğidir.

"First they ignore you, then they laugh at you, afterwards they will fight you, then you win !" Mahatma Gandi

Gandi yukardaki sözü acaba ne için söylemişti, hangi durumdaydı; açıkcası bilmiyorum.

Hayat hikayemi göz önünde bulundurduğumda, bu sözde yatan manayı düşünerek, yaşadığım olumsuzluklara karşı kendimi teskin ediyorum.

Türkçesini yazmayı istemiyorum; bilen zaten anlar, bilmeyen de birilerine sorup öğrensin...

http://gonultacim.blogspot.com/2005/12/mahatma-gandhi.html

24 Aralık 2005

Gülümsemeyi Öğrenmiş

Yaşam bana gülmeyi öğretti demiştin. Ben anlamıştım ki; sen, nasıl mutlu olunur onu öğrendin.

Az önce irkilerek farkına vardım: Dünyanın hareketini açıklamak, E=mc² yi yazabilmek kadar basit. Bunu anlamayı karmaşık hale getiren bizleriz.

Düşündükçe; geçmişte dert edindiğimiz sıkıntıların aslında ne kadar boş ve komik şeyler olduğunu, içten bir tebessümle hayıflanarak anlıyoruz.

Gelip, Gitme!
Kâzım Mızrak


http://buyrunbenim.blogspot.com/2005/12/eittir-eit-midir.html#comments

16 Aralık 2005

İçki Yasağı Tartışmaları

Gündemdeki alkollü içki yasağı tartışmaları hakkında pek bir malumatım yoktur.

Ancak kulağıma geldiği kadarıyla, içki içilmesi konusunda lokal anlamda bir sınırlandırma söz konusu.

Gelen tepkiler böyle bir sınırlandırmaya karşı olmasa gerek: Zira bu zıkkımı içmek isteyenler, bireysel özgürlüklerini kullanarak gidip biryerlerde içecekler nihayetinde.

Mesele, iktidarın böyle bir değişimi yapabilecek güce sahip olamadığı izlenimini seçmen kitlesi üzerinde hissettirmektir.

Hükümet de aynı manipülâsyonu yapıyor mudur?!

Kesinlikle evet!

İktidar, erken seçim arifesinde, sağda kuvvetli bir muhafazakar parti olma konumunu pekiştirme arayışı içersinde.

Gündeme adını koyan içki tartışması 1-1'e oynar diyorum.

Yani iktidar böyle bir tasarıyı eleştirilere rağmen hayata geçirerek sol seçmeni karşısına almak istemez; ama sağ seçmene "elimizden geleni yapıyoruz" demeyi ister.

Soğuk Savaş,
Kâzım Mızrak


http://gokhandogan.blogspot.com/2005/12/iki-yasai-tartimalari.html#comments

07 Aralık 2005

Yeniden Başlamalara Bir Adım Daha!

Sen ne kadar aptalsınnn yaa, diye bağırdım ardı sıra. Sinirimden tepesine çullanmaktansa bu lafı söyleyerek onurunu incitmek istiyordum; hoş, ne istediğimi ben bile biliyor değildim ya, ama gitmesindi işte.

Orada yokmuşum gibi ağır adımlar ile geri döndü; çaresiz yalnızlığımla birbirine dolanmış ellerimi süzüyorken, kendinden emin olduğu halde yüzüme çevirdi bakışlarını. Biliyorum dedi, sen bir aptalı seviyorsun...

Çare Sizsiniz,
Kâzım Mızrak


http://yesilmavi.blogspot.com/ adresinde, 05.12.2005 tarihli postaya yapılan yorumdur.

01 Kasım 2005

Geniş zamanın "r" ekini almış düşünce sistemi...

"son, aslında yeni bir başlangıçtır!"

....diyerek kem küm laf gevelemeler vardır yaşantımızda.

hep bir geveleyiş halindeyizdir.

büyüklere saygı duyulur küçükler sevilir tarzında genellemeler yaparız geniş zamanın en göze çarpan "-r" harfini almış haliyle.

belki kainatın sonsuz sınırsızlığı içersinde yapılan genellemer ancak ve ancak düşün dünyası fakir insanlara mahsusdur desem yanlış olmaz!?

engin insanlar genellemelerden kaçınırlar, onlar için asla ve asla prensib diye bir kavram yoktur.

lügatın kenar sayfalarından dışa taşan bu ucuz kelime; evreni, yaşadıkları dünyadan ibaret sananlara aitdir.

bu yazıyı okuyan kimse şu sorgulamayı yapacaktır diye tahmin ediyorum:

yazar da bir genelleme yaparak, burada kendisine dar görüşlü bir insan kimliği çizmemiş midir?!

bu doğru bir tespit olur derim.

galiba bu geniş zamanın "r" ekini almış düşünce sisteminden kurtuluş yoktur :)

http://erolsimsek.wordpress.com/2005/10/25/gel-bana-bazi-bazi/

10 Ekim 2005

İnsanoğlu, Sevmeye ve de Sevilmeye Taliptir...

Ne güzel bir şiir, yürekten katılıyorum. Yalnız, en merkezde, her sevgide bir bencillik vardır diye de eleştiriyorum.

Olmaması lazım olan bencillikten bahsediyorum.

İnsan severken bile, iyisini güzelini arıyor da; çirkinini ve kötüsünü kenara atıyor.

Her gün sokaklarda karşı karşıya kaldığımız, biçare perişan zavallı memleketim insanları sevgisizlikten kıvranıyorken; onlardan esirgediğimiz samimi anlamdaki insani sevgi ve alakayı menfi sevdalarda har vurup harman savuruyoruz.

İşte bu düşüncenin bilincine vardığım zamanlarda, sevgiliye karşı duyduğum aşk acısı konusunda; kendime yaptığım öz eleştiriler neticesinde, "Neden bu sevgiyi çevremdeki insanlar ile, ailem ile paylaşmayayım ki!?" diye bir sonuca ulaştım.

Formülü uygulama noktasında, aileme karşı biraz cimri davrandığımı görüyorum. Ümit ederim, bu durumun da üstesinden geliriz zamanla...

"Hayat, sevgisiz, üstü açık bir mezar misali."

Hep sevgiyle kalasın Nilüfer kardeşim :)

İçsel Kavgam,
Kâzım Mızrak


http://niluferce.blogspot.com/2005/10/bamz-kaldrmamz-gerekiyor.html

21 Eylül 2005

Matematiğin Cehaletine de Bakın

Sayın Ergi Deniz Özsoy, 5n1k programında, Akıllı Tasarımı, bilimsel kaynaklı savuncaları olmadığı yönünde eleştiriyor.

Ben de, Akıllı Tasarım için ne kadar bilimsel bir yaklaşım diye düşünerek seviniyordum, inançsızlığıma merhem olacak bir ilaç buldum diyerek; sevincim kusrağımda kaldı, gördünüz mü?!

Demek ki Akkıllı Tasarım, "Tasarımlanmış Obje varsa, bir Tasarımlayıcı da vardır" Bilimsel Mantık Yürütme Hipotezinden yola çıkmıyormuş!

Yani "Evrim yanlışsa, Akıllı Tasarım doğrudur" Matematiksel (iki ihtimalli olasılık hesabında, birisi doğru ise diğeri yanlıştır) Önermesi bir hikayeden ibaretmiş.

Napalım, Matematik utansın :)

Sevgi ve Selamlarımla

http://www.mustafaakyol.org/archives/2005/09/duyuru_cnntuerk.html

20 Eylül 2005

E=mc^2 Formülü ve Akıllı Tasarım Teorisi

Sayın Yörük,

Değindiğiniz konu üzerinde dikkatle durulması lazımdır diyorum. Çünkü, gerek bizlerin ve gerekse medyanın konuyu ele alış uslubundan kaynaklı bir gelişmeyle, Sayın Gezgin gibi düşünen dostlarımız; mevzuyu, Materyalizme karşı yapılan bir hareket olarak algılamaktalar!

Oysa The Theory of Intelligent Design, kendi bilimsel gerçekliğini; Materyalist Anlayışla bir kıyas yapmadan, onunla bir yarış içersine girmeden ortaya koyma çabası içersindedir...

Bir yanda "Materyalizm", diğer yanda "Akıllı Tasarım" şeklindeki algılamalar neticesinde; düşün münazaralarını, Sayın Gezgin gibi futbol maçı havasında izleyenlerin ortaya çıkması gayet doğaldır.

Sayın Gezgin,

Yazınızı ilk okuduğumda, hayret ve dehşet içinde kalarak şaşkınlık yaşadım; zira beyan ettiğiniz düşüncelerle, kendi kalesine gol atan bir forveti oynamış oldunuz gibi geldi bana.

Bakınız efendim, biz burada Akkıllı Tasarım vardır diyoruz: Yani Güneş sistemini, yerçekimini, Proton ve Nötronları, DNA genetik sarmalını, saniyede 300.000 KM hızla hareket eden Fotonu, Elektrik akımını, Manyetizmayı bir tasarlayan vardır diyoruz!

Sevgili muhterem; V=iR, F=ma, V=at, P=mV, E=mc^2 formülleri ve dahi niceleri; bir tasarlayıcının olması gerektiği yargısını sizde uyandırmıyor mu?

(DipNot) Sayın Gezgin, ben imanı bütün bir kimse değilim. Burada olduğu gibi, kendi gayretlerimle yaradılış gerçeğini aklım ve mantığımla anlama çabası içersindeyim. Eğer, benim anlayamadığım Tesadüfi bir Varoluş ile meydana gelmişsek; ve siz bu gerçeği, ispatlayabilecek ölçüde biliyorsanız; lütfen beni de bu bilgiden mahrum bırakmayın.

Saygılarımla,
Kâzım Mızrak

http://www.mustafaakyol.org/archives/2005/09/lginc_bir_okur.html

12 Eylül 2005

Naturalist Anlayış, Akıllı Tasarım için Bir Kaynaktır.

Merhaba Sayın Çebi,

Aşağıda, daha önceki yazınızda geçen bir alıntıya yer verdim. Naturalizm gerçektir şeklindeki tespitiniz, Materyalist düşünenler için bir savuncadır zaten. Beni şaşırtan da bu yaklaşımınız olmuştu!!!

- Daha önceki yorumlarımda ne diye "Tabiat" üzerine özellikle vurguda bulunduğum şimdi belki daha açık. Ateizm yada materyalizm bir yalandır, naturalizm bir gerçek.

Naturalizmin, Materyalist düşüceden pek de farklı olduğunu sanmıyorum.

Birisi, iradesi olmayan rastlantısal bir varoluşa inanıyor (Materyalizm, Ateizm); diğeri, Tabiat Ana deyişi ile Maddesel Enerji Sistemlerinin Birbirleri Arasındaki Uyumu İlkesini irade olarak görüyor (Naturalizm)!

Bence; Naturalizm de, Maddeci Zihniyet gibi, İlahi bir sistemin varolduğunu kesinlikle ve kesinlikle iddaa etmiyor!

Fakat, sadece ve sadece, Tanrı olmalıdır yaklaşımı ile İlahi Sistemin varlığına dair bir imada bulunuyor!

- Naturalizm ise Tanrı'yı Tabiat'a indirgeme işidir. Tabiki bir özaldatı bu. Ama insanoğlu bu iş için güçlü bir motiv taşır.

Cevabınız; Naturalist yaklaşımın, Akıllı Tasarım Teorisi (The Theory of Intelligent Design) için bir ham madde kaynağı olabileceğini düşündürdü bana!

Burada hem fikir miyiz Cengiz Bey?!

Saygılarımla,
Kâzım Mızrak

http://www.mustafaakyol.org/archives/2005/08/materyalizmin_s.html

10 Eylül 2005

Farklı Düşünceler Sayesinde Doğru Yanlışlardan Ayrılır

Pek Muhterem Kardeşim Kevser,

Birileri birilerine akıl verme yarışındadır bu dünyada; bu hep böyle gelmiş böyle gitmektedir; elbette doğru bildiğini düşünenler susmaz konuşurlar. Bu durum sizin için nasıl böyleyse, Firdevs Hanım için de aynı durum geçerlidir!

Doğrusu, Firdevs Hanımı çenesi çok lafan bir kimse olarak tanıdım burada; sağolsun, bakınız o kadar insanın tefekkürde bulunmasına vesile oldu.

Bu fırsattan istifade kendisine samimiyetle Selam ve Sevgilerimi de gönderiyorum; her ne ölçüde farklı düşünceleri paylaşıyor olsak da ismine karşı saygı duyuyorum.

Evet Kevser,

Bizim inancımız eğri-doğru, güzel-çirkin ayırmamalıdır.

Sevgili kardeşim; bırakalım bağnazlaşmış müslümanlık muhabbetlerini; Akıllı Tasarım Teorisi'nin bizlere açmış olduğı çığırla beraber, Kuran-ı Kerim'i bilim çerçevesinde anlama yarışı içersine girelim.

Din konusunda, doğru olduğu iddaasıyla bize anlatılmış o kadar çok batıl inanç var ki toplumumuzda. İnancı zayıf kimseler kenarda kalsınlar; inanmış olma edasıyla ahkam kesenler dahi, İslam'ı cahilce davranışlarıyla bir paçavra haline getirmekteler! (Maalesef, bu gruba ben de dahilim.)

Firdevs Hanım, İslamı Kuran-ı Kerim ile karıştırabilir; ya da Peygamberi tanımamış olmasının vermiş olduğu yürek soğukluğu ile Hz. Muhammed'i hafife alabilir! Onu, bu haliyle, inanmış insanlara düşen hor görmek midir; yoksa her haliyle anlayışlı olup, ona şefkat göstermek midir!?
İnanmış insanlar olarak, bütün Kainatı kucaklayabilecek sevgi ve anlayışa sahip olabilelim; hani "yaradılan, yaradandan ötürü sevilirdi" ya; öyle işte ;-)

Anlayandan da Allah Razı olsun, anlamayıp bizi düşündürenden de!

Sevgi ve Selamlarımla

http://www.mustafaakyol.org/archives/2005/08/materyalizmin_s.html

07 Eylül 2005

Kelebek Etkisi Teorisi, Evrimi Destekliyor mu?

Sayın Çebi,

Kelebek Etkisi Prensibini bilirsiniz, hatta yakın geçmişte tamamen bu konuyla ilgili bir film dahi yapıldı.

Bu yaklaşım Newton'un hareket kanunları ile çakışmıyor. Eylemsizlik kanununa göre; uzayın durağanlığına bir etkide bulunan kelebek; evreni F=ma ölçüsündeki bir kuvvetle yerinden oynatır veya oynatabilir bir gücü ortaya koyar..

Yukarıdaki ifade bilimsel olarak çürütülemez doğruluğa sahipdir.

Demek ki küçük bir kelebek kainatı böylesi yerinden oynatıp titretebiliyor. Öyleyse evren bir Kaos un ürünüdür denilerek, Materyalizmin ekmeğine yağ çalabiliriz.

"Uzay boşluğu madde değildir, bu yüzden de kelebeğin hareketleri yıldız sistemlerine ulaşamaz ve değişimler dünya atmosferi ile sınırlı kalır." diyenler: Kebeğin uzaydaki yıldız ve galaksiler üzerindeki kütlesel çekim tesirini düşünsünler; Kelebeğin bütün Kainata olan etkisini anlayabilmek için!

İşte Sayın Çebi, Darvin de böyle düşünerek inanmış olabilir Evrime. Materyalist yaşayanlar da "Herşey böylesi bir Kaos ile tesadüften ibarettir; Tanrı değil, Madde vardır." diyorlar. Peki, ya Darvin de sizin gibi Naturalist bir insandıysa!? Bakın, harbiden de, ben burada bocalıyorum :-/

Sizin Naturalist anlayışınız Tanrısal bir öze dayalı. Darvin ve onun gibi düşünenler, iradesi olmayan Maddesel bir öze mi dayandırıyorlar Evrim Teorisini ileri sürerlerken?

(DipNot) Bu yazı, Kelebek Etkisi Prensibinin, bilimsel olarak Evrimi destekler bir niteliğe sahip olabileceğini anlatmak için yazılmıştır...

Saygılarımla,
Kazım Mızrak

http://www.mustafaakyol.org/archives/2005/08/materyalizmin_s.html

05 Eylül 2005

Boş Bir İnancın Çağırtkanlığı, Allah Vardır!

Merhaba Kerem Bey,

Toprağa fasulye ekelim; toprak bize fasulye versin! Toprağa mısır ekelim, toprak bize mısır versin! Toprağa buğday ekelim, toprak bize buğday versin!

İşte Tanrının Tasarımı! Muhteviyat ne ise, hasat da o oluyor; bu İlahi Tasarımın Tecellisidir.

Buraya kadar problem yok! Problem nerede başlıyor?

Kuran-ı Kerim'de doğmamıştır ve doğurmamıştır diyen İhlas Suresi; benim için Materyalist olma yolunda bir bahane noktasıdır:

Eğer Tanrı, kendisinden başka bir otorite yoktur ve sonsuz gücün kendisiyim diyorsa! Şu ifade akli mantığın kabul edebileceği bir şey değildir:

"Günah işleyen insanı, Tanrı cezalandırır."

Mademki insana verilen akıl; Evrimcilerin iddaa ettikleri gibi; ilkel yaşam türlerinden tesadüfi gen alış verişleriyle meydana gelmemiştir: Bu aklı yaratan bir varlık vardır; ve o varlık Akıllı Tasarım Teorisinin de savunmuş olduğu üzere Allah'tır.

Kerem Bey,

İnsana verdiği aklı eksik yaratıp; insanın yanlışlar yapmasına sebep olarak; insanı günah işlemeye teşvik eden Allah değil midir!?

Biraz daha akıl verseydi; ben de kulağı beş vakit Allahu Ekber nidalarında olan bir müslüman olurdum. Ama ben, nefsime karşı pek sabırsız bir insan olduğum üzere; gerek kalben ve gerekse fiilen günahlar içersinde kıvranıyorum.

Şimdi de şunu anlayalım: Allah, kitaplarında; kendi buyruklarına göre yanlış yolda olanları cezalandıracağı konusunda, kullarını korkutuyor.

Semavi dinlerde öyle bir tablo çizilmiş ki: Filmlerde işlenen iyi ve kötü savaşı, Allah ve Şeytan arasında yaşanıyor gibi.

Mitolojik inançlar hikaye diye bilinirken; benzeri hikayelerin Kuran-ı Kerim'de yer alması, İlahi Sistemin Hakikatleri olarak değerlendiriliyor.

Biz insanlar; Allah'ın otoritesi ve sorumluluğu olmadan kendi aklımızı kendimiz yaratmış olsaydık; ya da İlahi Sistemin Otoritesi olmadan tesadüfen meydana gelmiş zavallılar olsaydık: Allah'da bizleri senin şöyle şöyle üretim hataların var diyerek bizlere Defolu Mal muamelesi yaparak; kaliteli insanları Cennetine; kalitesiz olanları da Cehennemine postalayabilirdi.

O zaman sesimizi çıkarmazdık: Lord Of The Rings de olduğu gibi, bu düşünceye inanmış kimseler olarak, dünyadayken, hep beraber karanlığın güçlerine karşı Allah'ın yanında savaş açardık!

Lakin, Kerem Bey, Amma ve Lakin. ALLLAH, kitaplarında bahsettiği gibi; bizlere hayat verense; neden mantıksızlık yaparak; benim onu anlayabilmemi zorlaştıracak Nefsi de kalbime gömmüştür? Neden bir bilmece bulmaca gibi bizimle oyun oynama yarışı içersine girmiştir?

17 Ağustos Depremi; Katrina Kasırgası; Tusunami Felaketi gibi doğa güçleriyle insanlara dert çile içersinde acılar çektirmeyi bir Tanrı kendisine yakıştırabiliyor demek!?

En sonunda sizi getirmeye çalıştığım nokta; doğmamış ve doğurmamış olan bir Tanrının varlığına inanmanın çok komik gibi görünüyor olduğudur Sayın Kerem Bey.

İşte bu komedi karşısında, yüzyıllar süren düşün mücadeleri ile Materyalizim güç kazandı. Akıllı Tasarım Teorisine neden destek verdiğimi şimdi daha iyi anlıyorsunuzdur: Yaşantımda değişiklikler yapmayı sürekli erteleyecek olursam, ben de kalbi mühürlenmiş bir Ateist olma yolunda, emin adımlarla ilerleyen birisi olacağım ne yazık ki!

Akıllı Tasarım Teorisi bir nebze de olsa, kalbimdeki karanlığa ışık tutar diye ümit ederim. Yalnız, pek dikkat edilmelidir ki, ümitlerini Akıllı Tasarım Teorisine bağlayanlar; Allah tarafından, yetersiz kanıtlardan mahrum bırakıldıkları gün; yolun yarısında kalırlar!

Bu yol gönül yoludur Kerem Bey, öyle bir gönül yoludur ki: "Göz gördüğüne inanmaz, kalp Allah diye söylenmedikce."

(DipNot-1) Bu yazı, Akıllı Tasarım Teorisini destekleyen, ama teorinin olumsuz yönlerini anlayıp anlatmaya çalışan birisi tarafından yazılmıştır.

(DipNot-2) Kerem Bey, yukardaki inanç bunalımını yaşayan birisi olarak bana yardımcı olabilmenizi temenni ederim. İnşallah dilde olan inancınız kalbinize kadar nüfuz edebilmiştir ki; karanlığa boğulmakta olan bir kimse olarak bize de karınca kararınca ışık tutarsınız...

Saygılarımla,
Kazım Mızrak

http://www.mustafaakyol.org/archives/2005/08/materyalizmin_s.html

31 Ağustos 2005

Bilimsel Yöntemler, Tanrıyı Arayışta Metod Olabilir mi?

Merhaba Sayın Akyol,

"Akıllı Tasarım'ı izlemeye devam edin..."

Bu ifade neden yazının son parağrafında, tam en dikkat çeken yere Akyol'un bilinç altı tarafından konulmuş olabilir diye sorular sordum kendime.

Esasında kendime soruyorum bu soruları, yoksa Akyol'un çayı ayakta mı yoksa oturarak mı içtiği ile ilgileniyor değilim.

Maddesel olarak ispatlanabilir bilime kafa yoran insanlar olarak; eğer bu yolda mesafe alabilirsek; inanmıyor olan insanlara, inanç sistemlerini anlayabilecekleri halde servis yapabiliriz.

Zaten Allah bilinmek ve anlaşılmak istemiyor muydu!? Bizler de O'nu O'nun yaratmış olduğu doğa kanunlarıyla tanımaya çalışıyoruz; herşey normal görünüyor!

Bu yolda ilerlemenin en kritik yararı; şu bilgi ile olan mücadelemizde bize kolaylık sağlaması olacaktır: "İnsanlar doğru bildikleri şeye inanırlar ve onu yaşarlar."

Ateist diye bilinen insanlar, kim nederse desin; bir "ilahi sistemin olmadığı" bilgisine sahip oldukları için bu inanca sahiplerdir, yoksa gıcıklık olsun diye inançsız değilleridr.

Yani onların yanlış yapıyor oldukları bir şey yok! Onlar kendi etik anlayışlarına göre en doğru olanı yapıyorlar.

İşte bu kritik noktada, inançsız kesim asla ve asla yanlış yapıyor denilemez. Onlara mantıklarının anlayacağı şekilde hakikat sistemi anlatılırsa elbette onlar da doğruyu yaşamak için can atacaklardır!!!

Bahsettiğim konu, yaratıcının ne düzeyde anlaşılmak istediği sorgulamasını da en kaçınılmaz şekilde gündeme getirir.

Zira o kadar insan böyle kafa patlatıyor olmasına karşın, bizim nazlı Tanrımız da saklambaç oynar gibi kendisini gizlemeye devam edecek olursa; kullandığımız metod ters teper ve kendimizi tesadüfi bir şekilde evrimcilerin sofrasına meze olmuş halde buluruz...

Kazım Mızrak

http://www.mustafaakyol.org/archives/2005/08/materyalizmin_s.html

İstanbulun Fethi Avrupa'nın Aydınlanma Çağını Başlattı

Sayın Sumbas, bu okuma hevesiniz hangi mevsimin yağmurudur merak etmekteyim; İnşallah bizi de ıslatır bi gün.

Kitabın üzerinde İstanbul surlarının resmini görüyorum; İstanbul ve 1453 tarihi benim yumuşak noktalarımdandır.

Peygamberin, Constantin'in bir gün feth edileceğini yüz yıllar öncesinden haber vermiş olduğu aklıma geldi.

1453 neden bir milattır sayın Sumbas, ben söyliyeyim; 1453 ile beraber Avrupa'da yeni bir aydınlanma çağı başlamıştır.

Constnatin'in gölgesinde kalan Avrupa, bu çağ ile yeni bir oluşum sürecine girmiştir.

Doğunun gücüne karşı odaklanma zihniyetini ateşlemiş olan 1453; bana "keşke İstanbul surları yerinde kalsaydı da, biz Viyana'ya girseydik" dedirdiyor...

Düşündükçe,
Kazım Mızrak


http://sumbas.blogspot.com/2005/08/1453-book-kitap.html

27 Ağustos 2005

Kaçınılmaz Son Geldiğinde Başlar, Ayrılık Sancıları.

"Ölümlerin ardından üzülenler bana komik geliyorlar. Sanki bilmemezliğin bir cahillik parodisini oynuyorlar benim gözümde ve bu bana komik geliyor. Bilmiyor muydunuz öleceklerini, bu ne tiyatral gösterişdir..."

Madrup İnsan, Kâzım Mızrak

http://buyrunbenim.blogspot.com/2005/08/gayet-normal.html#comments

18 Ağustos 2005

Akıllı Tasarım Teorisini Uslubuyla Anlatalım!

Merhaba Mustafa Akyol,

Harun Yahya'yı bir üstad olarak gören birisiyim. O böyle bir şey söylemişse, şüphe duymaksızın bir bildiği vardır derim. Bence iyi niyetinizi kullanarak, çevreden gelen tepkilere aldırmadan ve nefsinize aldanmadan O'nu anlamaya çalışınız.

Bu forumdaki asıl kritik "Akıllı Tasarım Teorisi'nin ifade edilişinde ve ihtivasındaki eksiklikler nelerdi?" şeklinde olmalıydı diye düşünüyorum. Batı kaynaklı teori kılıfına sokulmuş bir varsayımın, bir islam alimine bu kadar basit ve ucuz şekilde tercih edilmesinden acizane hicap duydum.

Harun Yahya davasına ömrünü adamış bir insandır, onun bu yaklaşımına körü körüne "Sen cahilsin, bilmiyorsun, anlamıyorsun!" tarzında yaklaşımlarda bulunmaktan şahsen ben haya ederim.

Saygılarımla,
Kâzım Mızrak

http://www.mustafaakyol.org/archives/2005/08/akll_tasarm_teo_1.html

17 Ağustos 1999 Marmara Depremini Anma Töreni

Toplumumuzda o denli insanlıktan çıkmış kimseler var ki. Onlar yerine ben hayıflanıyorum, utanıyorum!

O insanların gözlerinin içine bakıyorum! Hayır, hayat yok, ölmüşler! Sadece hayvani dürtüler ile yaşıyorlar!

Düşünme yetilerini kaybetmişler; kaybettirilmiş! Aç kalmışlar; bırakılmışlar! Yaşamak için, evlatlarını yaşatmak için hayvanlaşmışlar; hayvanlaştırılmışlar!

Asla hakaret anlamında yargılayıp eleştirmiyorum onları! Onlar zavallı yardıma muhtaç duyan düşünme özürlü kimseler!

Nasıl güzel şeyler bekleyebilirsiniz ki bu kimselerden. Aşağlamak yerine bilmedikleri insani erdemlerden haberdar edelim onları.

Memleketim insanına bakıyorum, ne olacak bu işin sonu diyorum! Hesap verecek kimse çıkmıyor karşıma.

Politika yaparak siyasetcileri suclamayalım; birilerinden bişeyler beklemeyelim, taşın altına kendi elimizi koyalım. Unutmayalım ki bu memleketi biz bu hale getirdik, onu düzeltecek olanlar da bizleriz.

Kendimizi geliştirelim; anlatalım; anlamaya çalışalım olup bitenleri; bilmediklerimizi soralım, öğrenelim; yanlışta olanları zorlamalarda bulunmadan uyaralım!

Bize çok bilmiş desinler, cahil desinler, gerici desinler, filozof desinler, sağcı solcu desinler, kominist desinler üzülüp yılmayalım!

Böylesi insanlar menfaati neye çalışırsa size o lafı söylerler, bir "-ci" "-cu" lakabı mutlaka takarlar!

Bu milletin Murat'lara ihtiyacı var; göbek büyüten para babalarına, sokakta çıplak gezinmekten ar duymayan kızlara değil!

İçsel Kavgam,
Kâzım Mızrak


http://niluferce.blogspot.com/2005/08/kaybolan-adresi-yeniden-kurmak.html

15 Ağustos 2005

Geçmiş Yaşantılar Bugünü Etkilemekte

"Mutluluğun Resmini Çizebilir misin Abidin?"

Mutluluk kimi zaman sevgilinin kucağında sabahlamaktır, kimi zaman özgür kuşlar gibi yalnız başına kanatlanmaktır gökyüzüne.

Ben şimdi sevdiğim kızı özlüyorum, sevip de beraber olamadığım. Belki diyorum ben sadece özlemeleri seviyorumdur, beraberlikler benim doğama aykırı. Özlemek daha özgürce, istediğim zaman özlüyorum ve istediğim zaman kanatlanıyorum düş alemlerime.

Mutluluğun resmi benim için bu dostum. Ama bilesin benim de canımı yakanlar var.

Yazarken düşünüyorum sevgilerimi, nefretlerimi, özlemlerimi ve soruyorum kendime "Ben nerede yanlış yaptım?"

Hayat Güzeldir,
Kazım Mızrak

http://herseysendegizli.blogspot.com/2005/08/heh.html

Özlemek de Güzeldir

Ayrılık olduğunda, üzülür ağlarız, oysa özlemelerin de tadı başka oluyor. Herşeyin güzel bir yanı vardır diye inanıyorum, bakmasını bilene görmek zor gelmez :)

http://www.blogcu.com/gezginft/35214/

Sözün Özü, Ben Umudun Kendisiyim!

"Umutsuzluktan bahsettiğim zamanlar oluyor, sonra, ve ancak çok sonra hatırlıyorum, benim umut!"

Öze Uyanış,
Kazım Mızrak


http://buyrunbenim.blogspot.com/2005/08/sessizfilm.html

13 Ağustos 2005

Dün, Dünde Kalmıyor Ne Yazık ki!?

"Saatler seni çaldığında özlemlerim başlıyor ve yokluğunun bir habercisi gibi geliyor üzerime düşlerim, çaresiz ağlıyorum."

http://buyrunbenim.blogspot.com/2005/08/var-da-yok.html

12 Ağustos 2005

Hüzün Kovan Kuşu Gelmiş

"Suyun yüzünden bakana herşey kuru gelir, içindekine sormak lazım nasıl bir haldedir."

Sevgide Sonsuzluk,
Kazım Mızrak


http://herseysendegizli.blogspot.com/2005/08/sapsalkus.html

10 Ağustos 2005

İnsan Olmanın Manasını Anlamaya Çalışalım

Benim en çok kızdığım nokta böyle şeylerin hep peyaz perdede yaşandığına inanılmasıdır. Ya kitaplarda oluyordur böylesi trajediler ya da masallarda.

Biz insanlar uykuya yatıp sabah kalktığımızda, dün perişan halde gördüğümüz komşumuzun derdini unutup yaşam mücadelesi için koşturmaya devam ediyoruz.

Birileri bize böylesi hikayeler anlatırken, "vah vah" deyip hüzünleniyoruz. Oysa aynı sıkıntıları çeken o kadar insan var ki çevremizde, çoğumuz görmezden geliyor.

Kimileri daha perişan olduğu halde bi çare yardımcı olamıyor; kimileri de yargı makamı kesilip "iyi olmuş, çoktan haketmişti" diyerek ahkam kesiyor.

İnşallah hakkımızda hayırlısı olur.

Kendine Dertli,
Kazım Mızrak


http://mertcan1.blogspot.com/2005/08/hznl-bir-hikaye.html

09 Ağustos 2005

Dert Dediğin Gelip Geçer ve Biter!

Bu posta, "Yazıldığı yerde kalmalıdır." niteliğine sahip olduğu düşünülerek; 09 Ağustos 2005 tarihinde saat 03:59'da blogdan kaldırılmıştır.

Önemle Bilginize,
Kazım Mızrak

06 Ağustos 2005

What's Real Love, A Girl or Another Girl?

Hello Deni,

I don't belive love, in real. But as a man I need a girl. This is true, not love.

In my opinion, There is only one love and this is God :)

Do people know that they definitely die? All of them forget this.

They forget the truth and Look for a material Which happy them.

Never Mind The World,

Sincerely,
Kazım Mızrak


http://shotgunpress.blogspot.com/2005/08/next-obsession.html

05 Ağustos 2005

"Toprakla Kucaklaşalım" Felsefesi

Mantıklı bir cevap, ne diyebilirim ki!? Evet, bazen ot olmak lazımmış :)

Bir önceki düşüncemden böyle bir sonuç çıkartabiliyoruz.

Anlaşıldığı üzere "ot olmayı içimize sindirebileceğimiz" olasılığının üzerinde durmamışım.

Ki böyle bir ot olma hasleti doğdu içimizde.

1- Otluğu niçin kabullenemiyoruz?
2- Burada da nefs söz konusu mu acaba?
3- Ot da Allah'ın bir yaratığıdır.
4- Vahdet-i Vücud da, yani Varlığın Birliğinde herşey aynı şey demek oluyordu...

Öyleyse otluğu da Evrenin bir parçası görüp, tüm düşünsel aktivitelerimizi durdurduğumuzda erişebileceğimiz, kainatla aynı titreşimdeki dans hareketine başlayabildiğimiz andır diyebiliriz!

Benlikden kopuş nasıl "hiç" olabilmekle mümkün olabiliyorsa; hiçlik de bir "ot" olabilmeye hazır olan benlikle başlar diye bir yorum yapabiliriz.

Bu beyin fırtınasıyla ulaştığım düşünce, Toprakla Kucaklaşalım Felsefesi oldu.

Kuru Fasulye,
Kazım Mızrak


http://herseysendegizli.blogspot.com/2005/07/yaayyy.html

04 Ağustos 2005

Everybody Must Give Blood

Hi Phil Plasma,

You remember me right now. I will go to The Blood Bank here, in a few days. Not for patient people, for my health!

Kazım Mızrak

http://ceremonialsoup.blogspot.com/2005/08/blood.html

03 Ağustos 2005

Otun Derdi Yokmuş, Neden Acaba?

"mizrak; cok haklisiniz.
yazmamaliyim galiba."

Yazma, okuma, düşünme, konuşma, yaşama. Ot da aynısını yapıyor ve hiç derdi olmuyor!

Işığın Savaşcısı,
Kazım Mızrak


http://herseysendegizli.blogspot.com/2005/07/yaayyy.html

02 Ağustos 2005

Hemşehrilik Emperyalizmin Kendisidir

Eğer siyahın bir zıddı var ve o da beyazsa!

Hemşeriliğin de zıttı vardır, o da ırk düşmanlığı.

Beyaz adam siyah adama düşman oldu, kendi renginden doğmadığı için; çekik gözlü beyaz adama düşman oldu, boyu kısa olduğu için; esmer kadın sarışına düşman oldu güzel olduğu için.

Bu hemşehri muhabbeti böyledir; nerede bunlar bir araya gelir kendilerini sistemin patronu olarak görmeye başlarlar.

Aralarında birbirleri tutarak hakkı, hukuku, adaleti kendileri yazarlar.

Ben daha fazla yorum yapmayayım, düşünen anlasın. Bana hiç kimse hemşeri ayağı yapmasın, bizde o kapılar kapalı.

İster Çin'li ol, ister zenci.
Gel, yine gel, kim olursan gel!

Ortaya Konuşan,
Kazım Mızrak


http://buyrunbenim.blogspot.com/2005/08/reti.html

01 Ağustos 2005

Gerçeklerden Kaçış, Bizi Nereye Götürür?

Muhterem Anonymous Kardeş

Cürretimi bağışlarsan bi soru arz etmek istiyorum.

Neden utanacakmışsınız merak duydum acizane?

Size utanç duymamanız gerektiği konusunda yorum yapıyor değilim, neden, niye çekiniyorsunuz ve niçin utanıyorsunuz anlamak istiyorum.

Gerçeklerden kaçmak, utanmaktan daha mı cazip gelir size?

Sorularımı cevaplarsanız beni mesut ve bahdiyar edersiniz efendim :)

Sonsuzlukta Hiçiz,
Kazım Mızrak

http://nileriveregy.blogspot.com/2005/08/gztepede-ev-tuttum.html#comments

Bu Postanın İçeriği Silinmiştir

Önemle Bilginize,

Posta içeriğinde ismi geçen kişinin; anlaşılır sebepler ifade ederek bu postanın blogdan kaldırılmasını istemesi üzerine yapmış olduğumuz değerlendirme; olumlu sonuçlanıştır.

Saygılarımla,
Kazım Mızrak

Düşmeden Düşünsek Olmaz mı?

Ancak
düşünce
pişman
oluyoruz,
düşünmeden
yaptıklarımıza!


Sinan Yaman'ın "İçten Lider" İsimli kitabında böylesi beyinfırtınası koparak çok şiir var!

Düşünme eylemi yapmadığı zamanlarda, delirme noktasına gelen derin düşünürler için tavsiye olunur.

Bu kitap yaklaşık iki sene önce beni mest etmişti...

SinanYaman.Com

Bu adres, yazara ait. Sayfanın başında B.Shaw'ın bir sözü var; sizlerle paylaşayım istedim.

http://buyrunbenim.blogspot.com/2005/07/d.html

31 Temmuz 2005

Böyle Vakıflar Çoğalmalı

http://www.elginkanvakfibmtem.gen.tr.tc/ adresini ziyaret ettiğimde acaba bir yanlışlık mı var diye düşündüm; çünkü sitede 3. sınıf bir tasarımla karşılaştım, Domain Name bile kuruma ait değil.

İletişim sayfasından http://www.elginkanvakfi.org.tr adesini buldum, neyseki burası beni tatmin etti; hoş ve anlaşılır bir tasarımı var vakıf sitesinin.

"Bu Vakıfta seminerler ve mesleki kurslar ücretsiz veriliyor."

Konuyu merak ettim, inceleyeceğim; böyle bir imkanı kullanmak isterim...

http://niluferce.blogspot.com/2005/06/elginkan-vakfi-bolu_20.html

Şehitlere Niye Ağlanır?

Bu ağlamak, nasıl oluyor?

Ben yapamıyorum da!? Çanakkaleye ziyarete giden büyüklerim de böyle konuşuyorlar; ben de içimden "vay be" derken, diğer ses de "yok yaa" diye sırıtıyo!

Ölmüşlerse ölmüşler, napalım yani. Bizim onlara faydamız dokunmazki bundan sonra...

İçsel Kavgam,
Kazım Mızrak

http://niluferce.blogspot.com/2005/07/kr-paa-ant_30.html

Gerçek miyim? Yoksa Sahte mi?

Sahtecilik konusu ilgimi çekdi, doğru mu acaba bu tespit? Gerçek olmasından korkuyorum.

Belki bu yüzden olsa gerek kendimi ifade etmekte komplek yaşıyorum; ya sahte yüzümü gösterirsem insanlara diye.

Sonra çaresiz bir şekilde sırıtarak konuşmalara başlıyorum, içimdeki acıları gizleyerek; en azından mutlu bir yalancı olayım diyorum :)

Yalanı Çokmuş,
Kâzım Mızrak

http://leylek.blogspot.com/2005/07/15-dr-bir-doum-gn-mesaj-yazmaya.html

Tarih Arenasında Türkiye ve Türkçe

Tarih konusunda bir abiyle münazara yapıyoruz, konumuz globalleşen dünyada Türkiye'nin durumu. Geçmişde çekdiğimiz sıkıntılar gelecekde de yaşanacak mı acaba; ekonomik anlamda ki problemlerimiz ve buna bağlı olarak kültürümüzdeki dışa bağımlılık sorunları; dilimizin yozlaşması...

Dil konusunda hararet kazandı tartışmamız. Zira kültür konusunda tarihine, milletine, özüne yabancılaşma eğitim ilminde kuşak çatışmaları denen sosyal kavgaların ortaya çıkmasına sebep oluyor! Bırakın iki kuşak öte geçmeyi, kendi ailemiz içersindeki büyüklerimizle bile sağlıklı bi şekilde iletişim kuramıyor birbirimizi anlamıyoruz. Bu bakımdan dilimize sahip çıkmalıyız, aksi halde bugün anne babalarımızın yaşadığı sorunları bizler gelecekde daha ciddi boyutlarda yaşayabiliriz.

Şimdi gelelim esas değinmek istediğim yere! Bu abi daha önce farkına varmadığım bi fikir verdi bana: Bilgisayara Dil İle Hükmedebilme! Türkçemiz matematiksel kurallara dayalı olan bir dildir, bu sistem onun yazıldığı gibi okunmasını ve aynı zamanda okunduğunda okunduğu gibi yazılı ortama geçirilmesini sağlar. Türkçe'nin bu özelliği onu PC'lere sesli komutlar gönderilmesi konusunda global dil diye bilinen İngilizcenin önüne geçiriyor.

Aynı zamanda Siber Zeka Denilen kendi kendine düşünüp karar verebilen Bilgisayarlar üretilmesi konusunda Türkçe dili çok önemli bir rol alabilir. Biz insanlar kelimeler ile düşünür, kelimelerin zihnimizde oluşdurduğu imgeler ile hayaller kurarız, işte robotik çağın felsefesi de buradan başlıyor. Bir kalp ameliyatını sıfır hata ile bir robotun yaptığını düşünsenize!

Mandalina deyince aklıma pek teknoloji gelmiyor: Ama olsun ben yine de yazmak istedim.

Türkçe'mize sataşanlara neler anlatabileceğimizin farkında olalım. Ufkunuzu geniş tutalım. Bu arada sayfanızda yer verdiğiniz dua'ya canı gönülden katılıyorum, Allah Razı Olsun!

http://devammecburi.blogspot.com/2005/05/ders-ii-yazma.html

"Blog Depresyonu" Diye Bişey Var

Merhaba Pink Princess, o tren yolunda yürüyen adam ben olmak isterdim; harika bir tema!

Eskiden kalan bir post ama düşüncemi paylaşmak istedim, sen yokken gelmiştim bi kaç kez buraya; bu resme bakıp hayaller kurmuştum.

Yazma konusunda sana tavsiyem yazmaman olucak, boşver böyle düşünsel aktivitelerle ne uğraşacaksın!

Düşünsel boyutta da olsa; kimi zamanlar yalnızlığı burada da yaşıyor olmamız bizi küstürüyor yazmalara.

Ama diyorum, yalnız kalmaktan korkar da hiç bir adım atmazsak geleceğe; aynı yerde kalmış olmazmıyız?

Blog depresyonundan çıkmanız dileği ile...

Kendine Yaşayan,
Kâzım Mızrak

http://herseysendegizli.blogspot.com/2005/07/yaayyy.html

30 Temmuz 2005

Kendini Efendi Sananlara Sitem

Merhaba Erol,

Anlama isteği kokuyor yazın; ben de dilim döndüğünce izah edeyim.

La Panse'nin post için yazdığı yazı beni pek etkilemedi, o Mim'e dokundurmada bulunmuş; bloğu yorumlara kapalı ya!

Mim'in bloğunun linki "http://okuryazar.blogspot.com" olması yönüyle okunup yazılabilmesi gereken bir blog tasavvur etmiş La Panse!

Oysa Mim sadece blog okuyor ve kendi bloğunu yazıyor tarzdan bir blog kurgulamış da olabilir.Burada La Panse'nin bir kusur tespitinden çok, iyi dilek dokundurması var!

İlk yorumun bana ait olması, senin anladığın tarzda bir anlam karmaşasının doğmasına yol açmış. Oysa benim La Panse'in yazısıyla alakam yoktu!

O daha sonra yorum getirmiş, ancak yine esas olarak benim yazımı muhatap almamış!Ortaya konuşmuş, isteyen istediğini anlasın; yine tartışma çıkmasın diye!

En önemli noktaya gelelim: O günlerde Caulerpa ile aramda bir tatsızlık olmuştu. Sonra böyle bir ağız dalaşı Mim ve Hayal Perisi arasında yaşandı. Böylesi tatsızlıklara, ortaya konuşarak bir sitem yazısı yazdım ben de. En sonundaki soru ile de kendini efendi sananlara bir gönderme yaptım.

Senin ne zaman bu yorumu yaptığını buradaki tarih ve saat kısmından göremiyorum, ama yorum yaptığımı sana haber veririm dostum!

Sevgi ve Selamlarımla, Kazım Mızrak

http://seyahatname.blogspot.com/2005/06/mim.html

Kazım Mızrak, Nasıl Bir İnsandır?

Sıradan bir insan gibi yaşamaya çalışıyorsa da, düşün dünyasındaki karmaşalar yüzünden çoğu zaman anlaşılmaz oluyor. Bu haliyle nasıl bir insan olduğu, ne yapmaya çalıştığı ve sosyal yaşam birlikteliği içersinde hangi yönde yol aldığı belirsiz gibi. Hasılı pek selametli bir yolda olmadığı söylenebilir. Acaba sonu nereye varacak diye merak ediyorum...

İçsel Kavgam, Kazım Mızrak

http://seyahatname.blogspot.com/2005_06_13_seyahatname_archive.html

Aziz Şehir İstanbul

Londrayı hiç sevmiyorum. Bana Sistemi ve düzeni çağrıştırıyo. Yoksa bana anlattıkları Londra böyle değil mi bilmiyorum, yani NewYork gibi karmaşanın hakim olduğu bir yer midir? Ama Berline duyduğum sempati yokdur Londraya karşı. Belki Berlin bana daha sıcak geliyo, daha tanıdık...

Hepsini de bi İstanbula değişmem. Kural ve düzene gelemem ben; sıkılırım, süprizler olmalı hayatımda; kaldırımda yürüyorken her an başının üzerine bi kiremit parçası düşecekmiş heyecanı;, yaya geçidindeyken yeşil ışıkta beklenmedik bi kazada ölüm gerilimi falan gibi... Anadolunun bi kenar kasabasında yaşayan birisi olarak bende bunlar var dostum!

Safranbolu / Turkey

http://betonblok.blogspot.com/2005/05/kaplumbaga.html

Ölüm Korkusu ve Dünya

Sevgili Anne Adayımız,

Ben ölüme kendimi hazırladığım için pek ilgilenmiyorum o davayla. Nasıl olsa diyorum bugün olmasa; yarın olmasa; 50 sene sonra! Elimizde baston, iki büklüm bir şekilde mezara koyacaklar bizi.

Amacım sizin gibi yufka yürekli şeker bi insanın içini karartmak değildir. Aksine yaşamın gerçeklerine dikkatinizi çekerek, sizi daha güçlü olmanız gerekdiği konusunda uyarmak olacakdır. Olana çare yok, olmadan konuşalım...

Kardeşin için üzüntünü paylaşıyorum, kendimi onun yerine koydum biran. İçim burkuldu, ancak bu pencereyi kapatınca yine gır gır dolu yaşantıma geri döneceğimden emin olabilirsin.

Yaşamdaın acılarından aldığım bir ders de herşeye rağmen gülmek oldu. Gülmek ve insanları güldürmek: Her türlü maymunluk caiz bu yolda :)

Sizin durumunuzu okurken aklıma anadolu kadınları geldi. Hamile kadın hastadır, kötü kalpi zır cahil kaynana geline iş buyurur, tabi kızımız iki büklüm kıvranıyo, derman yokdur ayakda durmaya: Kaynana başlar dırdıra, enişte bey dayanamaz anasının bu haline kızımızdan alır öfkesini. Yazık yaa... O mıymıntı, tembel, beceriksiz gelin hastadır oysa!

Neden avrupa diyoruz anlayın. Adamlar bizim beceremediğimiz rönesans ve reform harketlerini taa 1800'lü yıllarda yapmışlar. Sakın onları bizden üstün gördüğümü sanmayın. Onlar o Karanlık Ortaçağ Avrupasını yaşıyorken bizim Osmanlı sefa sürüyordu.

İşte o çağın Avrupası dibe vurmuş ve ortaya yepyeni bir medeniyet çıkmıştır. Onların bizden farkı dibe vurmayı çok önceleri yaşamış olmaları. Adamlar aynı kaderi İkinci Dünya Savaşında da yaşadılar; savaşdan yerle bir olarak çıkan Almanya bügün dünyanın süper güçlerinden birisi.

Neden mi anlatdım bunları? "Ne Mutlu Türküm" diyerek olmuyo bu işler dostlar. Duygusal çöküşlerimizi bir yana bırakalım; Sevgi yolundan şaşmadan hayatın acılarıyla mücadele edelim. Toz pembe yalanlar olmasın dilimizde, gerçekleri kabullenmesini öğrenelim; gözyaşı değil gülücükler olsun gözlerimizde!

Yaşamak, hayatın tüm acılarına meydan okumaktır!

Sevgi Sizinle Olsun...

http://devammecburi.blogspot.com/2005/05/ders-ii-yazma.html

İşsizlik

Ben de işsizim; hâlâ baba parası yiyen kocaman işe yaramaz adamın biriyim...Burada dikkat çekmek istediğim husus; benim rezilliğim değil, bir babanın sabrı ve hoşgörüsüdür...Bilmem anlatabiliyor muyum!?

Umudu Özünde Arayan, Kazım Mızrak

http://devammecburi.blogspot.com/2005/06/iktibas.html

Seyyar Satıcılık

Geçen yaz Konya'da kaldığım zamanlarda bir matbaada çalıştımıştım. Matbaa & Ajans tarzı bir yerdi. Benim işim Kartvizit pazarlamaktı.

Gerçekten zor bir iş, sabrın katmerlisi gerekiyor. Hep müşteri haklıdır, lavukluk yapan müşteriye sırıtmak zorundasınız. Yoksa firmanın itibarı ile oynamış olursunuz; diğer bir anlamda çalışanların ekmeği ile!

Çok şeker, iyi kalpli insanlar ile de karşılaşmıyor değildik; çay ısmarlayan, hal hatır soran. Böyle durumlarda genelde memleket meselelerinden sohbet açılır; "ne olacak bu milletin hali" edebiyatları yapılır. Herkeste bir dert, bir sızı :)

Anketörlük işine de baktım, lakin bu işde çalışmak nasip olmadı; işverenle kanımız kaynaşmadı galiba, ya da beni bu iş için pek uygun görmediler.

http://devammecburi.blogspot.com/2005/06/one-nice-day.html

İltifat ve Abartı

Benim için anlamlı bir yazı olduğunu söyleyebilirim, zira sevdiğim insanlara abartı dercesinde iltifatlarda bulunurum ben. Sonra pişman olurum tabii. Yaa derim gene cıvıdın.

İltifatları mubala olsun diye söylerim, ama bazen pek ortamını ve ayarını tutduramadığım da oluyo. O zaman işte pek hoş olmuyo.

Yine de insan ilişkilerinde her şekilde iltifat tarzı abartılı süslemelere karşıyım, keşke yapmasam; kendime mani olsam!

Tamam edebiyaddaki abartma sanatını kağıt üzerinde yazarak yapabiliriz, ancak sosyal ilişkilerimizde sadeliği ve anlaşılırlığı ön plana almamız daha iyi olur diye düşünüyorum.

http://devammecburi.blogspot.com/2005/06/iltifat-ve-hakaret.html

Tesettür

"Tesettür konusunda bir erkek olarak özde çok hasas olduğumu söylemek isterim. Aynı zamanda bi erkek olarak bütün kızların sokaklarda yarı çıplak bir vaziyette dolaşmalarına hiç bir itirazım da olmaz, hatta bunu gönülden arzularım.

Amma ve lakin din diye bi olgu var, yaradan bizi hayvan yerine koysaydı sırtımıza kıllı tüylü postlar verirdi. Ama Mevla bişeyleri hesaplamış ki, öle hayvana benzer bi yanımız yok çok şükür.

Bir bayanın tesettüre bürünmesiyle ilgilenmez fıkıh, esas konu karşı cinsin maneviyatında oluşabilecek yaralardır. Biz insanımıza Allah'ı düşünmeyi O'na teslim olmayı anlatırken, rant peşinde koşan modacılar sağolsun kızımıza erkeğimize nefislerini kışkırtacak son moda kıyafetleri ile sahnede kendisine rol buluyolar.

Biz nefislerini terbiye edememiş zavallılar da yani erkek milleti, kendini koyun sürüsü içersinde bi kurt sanıyo. Kızım oluyo mu böle desen aldın başına belayı, bir numaralı adın gericiye çıkar.

Sonra bu ülkede özgürlükler var geyikleri, sen bana karışamazsın muhabbetleri falan filan. Hoş şimdiye kadar kimseye böyle bişey demedim, açıkcası demeyi de düşünmüyorum. Hem benim bi şekayetim yok ki; hayat güzel; kızlar güzel, gel keyfim gel :) "

http://devammecburi.blogspot.com/2005/03/anlama-abas.html

Yazıp da Önemsediklerim

Misafir olduğum bloglarda yazdığım yorumlardan, bir derleme oluşturmak istedim. Yorumlarım sırasında yeni fikir ve düşünceler ile tanışıyorum ve bu birikimin yitip gitmesini istemiyorum.

Diğer yönden karakter ve kişilik konusunda çok yönlü bir insan olduğumu düşünüyorum, bloğun ismini de bunun farkındalığı içersinde "Her İnsan Ayrı Bir Alemdir" diyerek verdim.

Yorumlar-comments bölümü kapalı olacak; düşünce beyan etmek isteyenler bu postayı kullanabilir. Bu postanın yorum kısmını açık bırakacağım; ismi geçen kimseler düşünce ifade etmek isteyebilirler.

Bu blogda yapılan yorumlarda isminin zikredilmesinden rahatsızlık duyanlar şikayetlerini burada dile getirsinler veya posta@mizrak.net adresine konuyu açıklayan bir e-mail göndersinler, durumu değerlendirerek problemi aşmaya çalışalım!

Şimdilik bu kadar, görüşmek üzere hoşcakalın...